17 Eki 2017

NOKTANIN ÜSTÜ !

Çok basit aslında ; nasıl düşündüğünüz , neyi doğru kabul ettiğiniz , işinizde kullandığınız yöntemlerle ilgili bilgileriniz sizi bugün olduğunuz yere getirdi.

Ve fakat işinizde ilerlemek istiyorsanız, büyümek ve daha çok para kazanmak istiyorsanız veya yeni yöntemler öğrenmek istiyorsanız; yeni bir düşünme tarzı yeni bir bakış açısı benimsemeniz gerekiyor.

Şimdi size  yeni bakış açısından bahsedeceğim :

Sadece ‘’ sorumluluk almasını bilenler ‘’ devam edebilecek !     desem ?

Dünya’da her gün haksızlığa uğradığını düşündüğünüz, kötü muamele görüp , oyunun dışında kalan ; terkedildiğine şahit olduğunuz ne kadar çok masum var değil mi ? Ne kadar acı ve katlanılmaz geliyor insana…

Ancak şu da bir gerçek ki iş hayatında bu bakış açısı ile yaşamanız mümkün değildir.

Kurban psikolojisi ile hayatına devam eden insanların sayısı çok fazla olmakla birlikle gerçekten bakıldığında suçlayacak kendilerinden başka kimse olmadığı için bu kişilerin olaylara ya bir mazeret ya da bir inkarla yaklaştıklarını anlamak aslında çok da zor değil.

Örnek mi istiyorsunuz ; çalışanlarınızı düşünün . İşyerinizde hiç mi kırılan dökülen olmadı.

Nasıl oldu , neden oldu , ne oldu ? ne diye sorduğunuzda ? İlk aldığınız yanıt nedir ?

  • Ben yapmadım , ben görmedim , ben yoktum , ben yemekteydim ..…… yanıtını aldığınızı duyar gibi oluyorum  !

Bunun adı ; mazerettir sevgili patronlar !

Pekiyi biraz daha sorgulayınca; çalışanlarınıza ‘’şu kameralara bir baksak mı?’’ derseniz ne olur ?

  • Ali , Veli ‘yi…..Ahmet , Mehmet ‘i suçlar … Sonunda da hepsi inkar eder .

Siz sevgili iş sahipleri veya yöneticiler …sizlerin bu şekilde bir davranış modeli benimse şansınız var mı?

Ekibinizi suçlayabilir misiniz ? Rakiplerinizi ? Devleti ? Kayınvalidenizi ? Hava durumunu ? Lastiğiniz patlarsa ve o gün çek ödemeniz varsa ?

Yani sizler belli bir noktanın altında kalamazsınız !

Yapabileceğiniz bir tek şey var :

MAZERET / SUÇLAMA / İNKAR yerine :

Hayatınızı ve işinizi SAHİPLENMEK

Planladığınız ve gerçekleştirdiğiniz her konuda HESAP VEREBİLİR OLMAK

SORUMLULUK ALMAK ve o noktanın hep üstünde kalmak .

En doğru ve sonuca giden yolun bu olduğunu söyleyebilirim. O zaman seçiminizi yapın lütfen.

Şu anda kendinizle bir anlaşma yapın ve noktanın üstünden oynayın şu iş hayatı denen oyunu .

HEP ŞEN   Kalın 🙂

Hepşen Erginakın

 

 

ActionCOACH Türkiye, 2017 yılında her işletmenin bir koçu olması vizyonuyla hareket ederek, Türkiye’deki işletmelerin büyümesine yardım ederken ülkenin refahına da katkıda bulunuyor. Dünyada, işletme koçluğu kategorisinin tek sahibi olan ActionCOACH, 73 nokta ve bin 500 ofiste hizmet veriyor ve doğuya doğru daha hızlı büyüyor. Üç kadın girişimciyle kurulan ActionCOACH Türkiye de, bugün dokuz partneriyle 2020’yi 100 partner ve noktada hizmet vererek tamamlamayı hedefliyor. İşletmelerin değişim sürecine eşlik etmenin zor bir çalışma olduğunu vurgulayan ActionCOACH Türkiye ortaklarından Ayşegül Akşak, “Günümüzde bilgiye ulaşmakta kimsenin bir problem yaşadığını düşünmüyoruz ancak burada en önemli konu bu bilgiyi harekete geçirip uygulamaya koymaktır. Bir şirket kurarken avukat, mali müşavir, patent ofisleri gibi farklı alanlardaki insanlara ihtiyacımız olduğu gibi işletme koçuna da ihtiyacımız olduğunu göstermek ve bu farkındalığı yaratmak en önemli hedeflerimiz arasında” dedi.

 

Dilek SEVAL ASLANTÜRK / İstanbul

İşletmelerin, iş dünyasının giderek hızlandığı ve daha rekabetçi hale geldiği için faaliyet gösterdikleri sektörde her türlü değişimi takip etmek ve bunu yaparken de şirketin günlük işlerini yürütmenin giderek zorlaştığını dile getiren Ayşegül Akşak, İşletme Koçluğu’nun, spor dallarındaki koçlukla benzerlik gösterdiğini, nasıl büyük sporcular koçlarının, antrenörlerinin yönlendirmelerini takip ederek başarıya ulaşırsa, günümüzde giderek artan sayıda şirket sahibinin de işletmelerine kazandıracak oyun planını öğrenmek için işletme koçları ile çalıştığına vurgu yaptı. İşletme koçluğunda farkındalığı artırmayı hedeflediklerinin altını çizen Akşak, “Biz danışman değiliz veya eğitimci değiliz. Ancak işletme koçluğu danışmanlık, eğitim ve koçluğu üstünde taşıyan bir metoddur. İşletmeyi ilgilendiren pazarlama, satış, insan kaynağı, üretim, planlama, ihracat, finans ve yönetim sistemlerinin hepsi bizim ana çalışma konularımız. Fakat çalışma metodumuz, işi en başından başlayarak, bugün nerede olduğunu ve ileride nereye gitmek istediğini çözerek başlıyor” dedi. Her işletmenin yola çıkarken bir işletme koçuyla yola çıkmasını sağlamayı hedeflediklerini sözlerine ekleyen Akşak, bu kültürü ticari alanda oturtmak istediklerini belirtti. Akşak sözlerine şöyle devam etti: Bu işin paraya tahvil etme mekanizmasının üstadı biziz, üretim tarafının üstadı da işletme sahipleridir. Şimdi işletmenin ilk adımından itibaren bu iki mekanizmanın birleşmesi gerekiyor.

ActionCOACH, dünyanın her yerinde uygulama alanları farklılaşan şirket yönetimlerinin hepsini bir potada toplayarak, programlar, metodlar ve yöntemler oluşturarak dünyadaki tüm partnerlerine tekrar dağıttığını açıklayan Akşak, 73 ülkedeki on binlerce firmanın deneyiminin sürekli bir devir daim içinde olduğu bilgisini verdi. Türkiye’de işletme koçluğu sürecini işletmelerle tamamlama oranlarının yüzde 92 olduğunu sözlerine ekleyen Akşak, “Türkiye bazında bu başarı grafiğini düşürme ihtimalimiz yok” dedi. İşletmelerin yol haritasını belirleyip, ihtiyaçları olan bütün donanımları tamamlayıp, eğitim verilmesi gereken yerde eğitim şapkalarını, zamanla yarışılacak durumlarda danışman/mentor şapkalarını takarak işletmelerdeki dönüşümü sağladıklarını anlatan Akşak, uygulama alanında da her zaman birlikte yola devam ettiklerini, daha sonra da ölç ve değerlendir tekniği ve sürekli iyileştirme metoduyla ilerlediklerinin altını çizdi.

 

“İşletmeleri, Altı Adım Metodu ile karlı işletmeler haline getiriyoruz”

Sorun çözücü veya tamiratçı olmadıklarını hatırlatan Akşak, “Biz vizyoner, kendisini sürekli yeniliklere hazırlayacak donanım, knowhow ve paraya tahvil etme olanağına sahip kurumuz. Bu şekilde bakıldığında işletmelerin daha kuruluş aşamasından itibaren buna ihtiyacı var çünkü bunun bir matematiği var. ActionCOACH olarak, Altı Adım Metodu diye adlandırdıkları sektör ve lokasyon bağımsız metodla işletmeleri sahibi olmadan da ya da işletme sahibine bağlı olmadan da çalışan ticari karlı işletmeler haline getirdiklerini aktaran Akşak, vizyonla başlayan bu metodun takım ve yönetim kadrosuna kadar ilerleyen meşakkatli adımlardan oluştuğunu söyledi. Akşak, “Bir işletme sahibi bir defa bu altı adımı kendisine eşlik eden bir işletme koçu ile öğrendiği zaman, isterse 100 tane işletmesi olsun hepsinde aynı sistemi kuracağı için otomatik sisteme geçer ve bu yönetim sistemini kalıcı hale getirir” dedi.

 

“Kadın girişimci ve patronları destekliyoruz”

AcionCOACH olarak, kadın girişimcilerin ve patronların yapılanmalarını desteklediklerini açıklayan Ayşegül Akşak, “Türkiye’deki işletme sahibi olmak ve onu büyütmekle ilgili şartlarda kadınların farklı şekilde de mücadele etmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 30. Bunu yüzde 60’ların üzerine çıkarttığımız zaman, 100 milyon dolar civarı gayri safi milli hasılaya etkisi olacağının bilinciyle hareket ediyoruz. Dünyada bütün politikalar buraya doğru ilerliyor ancak Türkiye’de ise bunu realiteye çevirme zamanı geldiğini düşünüyoruz ve biz de ActionCOACH olarak, bu tarafta ana arter olarak bu konuyu yapılandırıyoruz” şeklinde konuştu. Akşak, Türkiye Ekonomi Bankası’nın birçok departmanı ile çalıştıklarını Kadın Bankacılığı Departmanının yol haritasını Kadın Bankacılığı Departmanının yöneticileri ile birlikte hazırladıklarını ve uygulamaya aldıklarını belirtti.

 

“Yıl sonunda altı ActionCOACH partnerimiz daha olacak”

ActionCOACH Türkiye’nin, bugün 12 ActionCOACH partneriyle hizmet verdiği bilgisini veren Akşak, bu yıl sonunda altı ActionCOACH partnerinin kendilerine katılacağını söyledi. İzmir, Ankara, Bursa, İstanbul’da franchise olarak partnerlerinin hizmetlerine devam ettiğini kaydeden Akşak, “Adana, Konya, Kayseri, Antalya, Mersin, Gaziantep, Samsun, Trabzon Yalova ve İzmit gibi işletmelerin yoğun olduğu illerde de ActionCOACH ofislerinin kurulmasını amaçlıyoruz. Bizim bu konuda iki farklı modelimiz bulunuyor. Biri, bu zamana kadar ilerleme taktiğimiz olan, tek çalışan ActionCOACH partnerlerimiz, ikincisinin ise 2018 Ocak ayında lansmanını yapmayı planladığımız, Business Growth Center lar. 15-20 ya da daha fazla ActionCOACH ile hizmet vermek isteyen Business Growth Center lara yatırım yapacak yatırımcılarla buluşacağız. Sonra onların bu İşletmeyi Kurmaların, İşletme Koçlarını istihdam etmelerine ve işletmelerine destek vereceğiz. 10-15 İşletme Koçu ile hizmet veren bir BUSINESS GROWTH CENTER ın, yıllık cirosunun min 2.000.000 USD olmasını bekliyoruz. Asıl agresif büyümelerinin burada başlayacağını dile getiren Akşak, sektördeki bu kavramlarının oturduğunu, başarı hikayelerinin oluştuğunu, akreditasyonu gerçekleştirdiklerini ve şimdi de yayılma zamanı olduğunu vurguladı. Akşak, 2019 ve 2020’ye geçiş rakamlarının bu yapılanma sonrasında daha yüksek olmasını beklediklerini dile getirdi.

Silikon Vadisi’nde bir Türk: H. Furkan Kimkak

Halil Furkan Kimkak Kimdir?

Elektrik ve Elektronik Mühendisi Halil Furkan Kimkak, Selçuk Üniversitesi öğrencisi iken TEB Let’sUp programına katıldı ve bu program kapsamında ActionCOACH Türkiye ekibimizden Sibel Kınak tarafından verilen “DISC ile Yönetsel Beceri” eğitimini aldı.

Daha sonra Silikon Vadisine gitmeye hak kazanan H.Furkan Kimkak, seyahati ile ilgili gözlemlerini düşüncelerini, yine Sibel Kınak aracılığı ile ActionCOACH ile paylaştı

Özellikle genç girişimciler olmak üzere tüm işletme sahipleri için çok faydalı bilgiler içeren bu yazısı için kendisine teşekkür ediyor ve sizi kendi anlatamıyla Silikon Vadisi hikayesi ile başbaşa bırakıyoruz.

Silikon Vadi’sine doğru…

Selçuk Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği’ nden mezun olmadan altı ay öncesinde girişim fikrim ile Selçuk Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (SelçukTTO) tarafından eğitim almaya başladım. Bu eğitimleri alabilmek için son otuza kalarak, beş ay boyunca girişimcilik üzerine eğitim programına dahil olmaya hak kazandım. Bu eğitimler neticesinde, iş fikrimi, pazar analizi, müşteri analizi, kişisel gelişim, şirket içi yönetim, iş bölümü, satış planlamaları gibi bir çok konuda geliştirdim. Eğitimlerin sonucunda son 5 Lets Up projesi seçildik ve bu projelerden sadece ikisi Silikon Vadisi’ ne gönderilecekti. Son bir performans ile birinci seçilerek Silikon Vadisine gitmeye hak kazandım.

Gitme günü geldiğinde yurtdışına çıkış için tüm belgelerim hazırdı. Silikon Vadisi, San Francisco’ da geçireceğimiz bir haftalık süreçte, otel, şehir içi ulaşım, gidiş dönüş uçak biletlerimiz ile birlikte üç öğün yemek ve genel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir haftalık harçlık, sponsorlar tarafından karşılandı. Önceden planlama belli olduğu için her firmaya ve San Francisco’ ya hazırlıklı gittim. Uçaktan indiğimizde bizi karşıladılar ve otelimize yerleştik. Bu kısımda kısaca gözüme çarpan, beklediğimden daha fazla asya kökenli insan ile karşılaşmak oldu. Aksanlarını anlamakta bir müddet gecikmeler olsa da 1-2 gün içerisinde alıştım.

Konakladığımız otele Twitter’ ın uzaklığı yüz metre kadardı. Her gün yemek yemeye giderken veya markete giderken Twitter’ ın önünden geçiyorduk. Silikon Vadisinin en önemli ve güzel özelliklerinden biriside bu networking olayı. Yaşadığınız teknik problemleri mail atmak yerine direk ofislerine giderek sorabiliyorsunuz. Veya ortak bir çalışma kurmak isteyen bir firmanız varsa, yetkililerle kısa sürede ağ oluşturabiliyorsunuz. Yeni geliştirilen frameworkleri çok yakından takip edebilip, bir Twitter t-shirt’ ünü nereden alabilirim diye sorduğunuz kişi Twitter’ da çalışan bir yazılım geliştirici olabiliyor.

Otele çantalarımızı yerleştirdikten sonra şehir turuna çıktık. San Francisco yapı olarak dik bir şehir. Eğik bayırlardan uzun bir iniş ve çıkış yapabiliyorsunuz. Birçok ırk ve milletten insanı bulunduruyor. San Francisco’da kapitalizm çok keskin diyebilirim. Bu da dayanamayan insanların ekonomik çöküş yaşamasına sebep oluyor. Yollarda çok sayıda evsiz görmek mümkün. Siyahi çeteler de çok rahat bir şekilde gözünüze çarpıyor. Yüksek egzoz sesi çıkararak araba süren çete üyeleri de görmek mümkün. Bu arabaların arkasında sirenleri yakıp giden 2-3 polis arabası da…

10 saatlik saat farkının benim için ilk birkaç günlüğüne sorun olabileceğini düşünüyordum. Fakat, 12 saatlik uçak yolculuğunun vermiş olduğu yorgunlukla, otele yerleştikten sonra istirahat için geçen ilk gece deliksiz bir uyku ile fazla zaman geçmeden alıştım. Ancak döndüğümde gerçekten çok sert bir şekilde etkilendim. 3 gün olmasına rağmen hala kendime gelemedim.

Bölgede böyle bir ekosistemin oluşmasında en büyük etki tartışmasız bir şekilde üniversiteler… Girişimcilik doğrudan üniversitelerde aşılanıyor ve ekosisteme hazır şekilde mezun oluyorlar. Türkiye’de eksik olan belki de bu olabilir. İş fikri ve teknik ekip iyi olabilir ancak doğru iş yönetimi, yeni pazarlama stratejileri konusunda eksikler olduğundan dolayı milyar dolarlık seviyeye henüz gelememiş olabiliriz.

Türkiye’den farklı olarak, Türkiye’de bizler ürün hazır olduktan sonra nerdeyse piyasaya sürülecek halde iken kullanıcılardan geri dönüş almaya çalışıyoruz. Silikon Vadisi’nde ise basit bir Landing Page website ile örnek olarak kullanıcılardan feedback alınıp ona göre ürün geliştiriliyor. Ek olarak bu websiteden mail adresleri gibi iletişim adresleri toplanarak ürün yayınlandıktan sonra da kullanıcıya ulaşım sağlanıyor.

Başka bir problem ise ürün ile alakalı feedbackleri yanlış kişilerden alıyoruz. Bunu Silicon Valley dizisindeki bir olaydan hafif spoiler vererek açıklayabilirim. Sıkıştırma hizmeti sunan genel kullanıcı kitlesi için bir platform geliştiriliyor. MVP halinde yakın çevrelerinden (mühendis) feedback alıyorlar. Herkes mükemmel, kusursuz şeklinde geri dönüş yapıyor. Bunun üzerine genel kullanıma sunuyorlar. Yüksek kullanıcı geliyor, her şey dışardan mükemmel görünüyor ancak şöyle bir problem var. Kullanıcı bağlılığı yok. Çünkü kullanıcılar sistemi fazla karmaşık buluyor ve ne yapacaklarını anlamıyorlar. Kısaca soruları doğru kişilere sorma konusunda eksiğimiz olduğunu söyleyebilirim.

İşbirliği olarak, aralarında çok iyi bir koordinasyon var. Pazardan yani müşteri edinme tarafından rekabet ediyorlar. Start-up’ lar birbirlerinin teknolojilerini kullanmaya çok açıklar. Her şeyi kendileri geliştirmek yerine yaptıkları işin core kısmını kendileri uğraşıp orada mükemmelleşme yakalamaya çalışırken kalan kısmında kullanabilecekleri altyapılarla işbirliği yapıyorlar.

Müşteri Odaklılık

Müşteri odaklılık konusunda en başından bütün süreçleri müşteriye göre tasarlıyorlar. Özellikle müşteriye temas eden operasyonları çok titiz yürütüp aynı zamanda hiç ama hiç bırakmadan sürekli her fırsatta geri bildirim alıyorlar. Yaptıkları işin ne olduğuna değil müşterinin neye ihtiyacı olduğuna dikkat ediyorlar. Bu temel bir felsefe haline gelmiş . Farklı bir teknoloji bile geliştirmiş olsalar ürünleştirme sürecinde bunu kullanıcıların hayatlarının içinde yer bulacak şekilde ürünleştiriyorlar. Gerekirse farklı alanlarda hizmet sunup ürünün kullanım ömrü boyunca bir yandan para kazanırken diğer yandan da asıl ana teknolojilerini kullanabilecekleri ve yüksek kar edebilecekleri sürece müşteriyi hazırlıyorlar. Müşteri alışkanlıklarını, beklentilerini yönlendirerek ve eğiterek keşfetme temelli yol haritaları kullanıyorlar.

İletişimde ise çok açık ve netler. Herkes sonuç odaklı ve kimse kelimelerin söyleniş şekli, formatı ile uğraşmıyor. Yani cümlelerin altında anlam aramak yerine direk aksiyon alıyorlar ya da düşüncelerini net bir şekilde ifade ediyorlar. Network konusunda çok iyiler, her fırsatta ilişki kurup devam ettiriyorlar. Örnek : Uber’de taksi paylaştığım kişi hala havadan sudan konularda benimle mailleşiyor, İstanbul hakkında sorular sorup oradaki gelişmelerden bahsediyor. Ve ikimiz de artık birbirimizin ne iş yaptığını biliyoruz. Hatta geçtiğimiz günlerde kendisine bir iş yönlendirdim.

Kültür olarak orada birikmiş bir kritik kütle var. Belki bunun etkisi olabilir ama kendi katıldığım meet-up’ lar da gözlemlediğim kadarıyla yaptıkları şeyi özümseyerek yapıyorlar. Herkes bizim gibi sunum yapıyor ve kabiliyet olarak bizim başladığımız yerden başlıyorlar. Yüksek adaptasyon ile başarılı oluyorlar. Para kazanma odağı var. Bu bilinen bir şey ama oradaki Türk evsiz bile sorduğumuz soruya cevap vermek için 20$ istedi. Sürekli yaptıkları işin çıktısını paraya dönüştürme farkındalığı en başından itibaren pazarda yer edinmenin, pazara adapte olmanın farkındalığıyla iş yaptırıyor.

No Drama! Bu benim için en önemli gözlem. Türkiye’ de hikayeleştirme gibi metaforlara inananlardan daha fazla odaklanılıyor. Burada sosyal bir problemi de çözseniz, başka bir iş de yapsanız drama yapmanız gerekiyor çoğu zaman. Müşterinizin ya da dinleyici kitlenizin duygusal taraflarına vurmaya çalışılıyor. Orada herkes başarı/sonuç odaklı. Performans kriterlerinin başarı oranına göre değerlendiriliyorsunuz neden bu işi yaptığınızla değil. Mesela evsiz çocuklarla ilgili bir iş yapıyorsanız onların hangi problemlerinin olduğuyla değil o problemlerin ne kadarını çözdüğünüzle değerlendiriliyorsunuz. Ya da ben evsizdim, ya da onlara çok üzülüyorum o yüzden bu işi yapıyorum değil olay, bununla ilgilenmiyorlar. Kim olduğunuz değil işte ne kadar iyi olduğunuz önemli.

Zaman yönetimi en önemlisiydi. Zamanın ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Bir şeye vakit ayırdıklarında onu yapıyorlar. Hafta içi diğer Amerika şehirlerine göre veya Türkiye’deki bazı şehirlere göre gece hayatı San Francisco da yok denecek kadar az. Sadece hafta sonları var. Bizim gibi sokakta hayat var kültürü yok. Bunu cidden vakit kaybı, bilinçsizlik olarak görüyorlar. Birçok şeyin saati belli. Kahvesi, yemeği… Bundan taviz vermiyorlar, çok iş yapmıyorlar, yaptıkları işi verimli yapıyorlar. Bir şey için ayırdıkları zaman dolduğunda gerekirse konuşmanızın bitmesini beklemeden ayrılıyorlar.

Programın 1.günü

Programın ilk günü, diğer girişimcilere projelerimizi tanıtabilmek ve hedef müşteri kitlelerimizi netleştirmemize yardımcı olabilmek için Lean Startup Uzmanı Tristan Kromer tarafından Business Model Design eğitimi alındı. Bu eğitim ile müşteri, değer önerisi, altyapı ve finansal değerlerin arasındaki ilişkileri girişimciler olarak kendi fikirlerimize uygulayarak, öğleden sonra T-Jump yöneticisi Barkan Uluışık tarafından Silikon Vadisi ekosistemi ve kültürü üzerine bilgilendirildik. Özellikle A.B.D. ve Türkiye arasındaki sistemsel girişimcilik fırsatları farklarına odaklanan bu toplantı, benim ve diğer girişimci arkadaşların sorularının cevaplanması ile sona erdi.

Programın 2. günü

Programın ikinci gününde girişimci ekibi olarak, inovasyon koçu Nick Noreno eşliğinde uygulamalı müşteri geliştirme ve mülakat teknikleri eğitimi aldık. Müşterilerimizin sahip olduğu ihtiyaçları, onların motivasyon ve değerlerine yönelik iç görüler oluşturmamıza yarayacak sorular listesi çıkarmışlar ve bu soruları diğer katılımcılar üzerinde deneme şansı yakaladık. Öğleden sonraki oturum Udemy ve Carbon Health firmalarının kurucu CEO’su Eren Bali’nin paneliyle devam etmiştir. İş modelinde müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda pivot etmenin, Silikon Vadisine geldikten sonra Udemy’nin tekrar doğmasını sağladığını belirten Bali, ürünün çalıştığını ve piyasa tarafından tutulduğunu hisseden her girişimcinin vadiye gelerek buradaki ‘early adopter’ (erken benimseyici) müşteri marketinden yararlanması gerektiğini dile getirdi.

Programın 3. günü

Programın üçüncü günü Palo Alto bölgesinde yer alan girişim ve başarılı şirketler ziyaret edildi. Sundukları sağlıklı ve diyet yemek seçenekleriyle, öğle yemeğinizi kapınıza kadar getiren ve Stanford mezunları tarafından kurulan Farm Hill’in mutfak olarak da adlandırılan ana ofisi ziyaret edildi. Günde 2500’e yakın öğün öğle yemeği servis eden Farm Hill’in operasyonunu gözlemleyerek, yazılım ile desteklenen e-ticaret ve lojistik altyapılarıyla bu girişimin yemek yeme kültürünü nasıl değiştirdiklerini öğrendik. Bir sonraki durak eski Apple çalışanı olan Tony Fadell tarafından kurulan ve daha sonra Google tarafından satın alınan Nest Labs’di. Geçtiğimiz iki yıl içerisinde çalışan sayısını ikiye katlayarak, termostattan akıllı kamera sistemlerine kadar birçok ürün sunan Nest, çok gündelik cihazların bile iyi bir müşteri deneyimi oluşturmak üzerine kurgulanarak markette heyecan oluşturabileceğinin en iyi örneği idi.

İş geliştirme departmanın başında bulunan Scott McGaraghan, Google tarafından satın alındıktan sonra Google kültürünün şirkete işlediğini, ancak bunun girişimcilik kültürünü beslediğini belirtti. Bir sonraki durak Google’ın biyoteknoloji ve biyomühendislik üzerine çalışmalarının yürütüldüğü Google X Verily kampüsüydü. Platform yöneticisi Collin Walter, girişimciliğini Google’a taşıyarak gerek insan kaynağıyla gerekse finansal desteğiyle fikirlerini pratikte uygulanabilir hale getirmek için çalıştığını belirtti. Üniversite hayatından beri çok farklı girişimlerde bulunmuş Collin, fikirlerin gerekli kaynaklarla doğru yönetilirse tüm dünya üzerinde etki bırakabileceğini ve Verily’nin şu an kanser, diyabetik gibi çeşitli hastalıkların erken tanılarını gerçekleştirebilecek bir test prosedürü&cihazı üzerinde çalıştığını belirtti. Günün son durağı, Artificial Intelligence (Yapay Zeka) uygulamaları ve yeni kurulan donanım laboratuvarıyla farklı alanlara genişleyen Facebook şirketiydi. Bu şirkette ‘Marketplace’ (Pazaryeri) uygulamalarında çalışan Bowen Pan, K12 uygulamalarında ürün mühendisliği yapan Gülin Yılmaz ve IT uzmanı Kaan Baloğlu ile görüşüldü. 6 haftada bir yapılan hackathonları ve ufak çalışma gruplarıyla şirket içi girişimciliği cesaretlendirilen bu şirkette, her geliştirmenin önce binlerce kullanıcı tarafından test edilip, ürün-pazar yeri uyumu yakalandıktan sonra geliştirmelerin tüm sisteme uygulanarak her adımda müşteri validasyonu yapılmasının önemine değinildi.

Programın 4. günü

Programının dördüncü günü, geleneksel araba satış endüstrisini alt üst eden Y Combinator girişimi Carlypso ile başladı. Carlypso, ikinci el araba alım satımında tüm müzayedeleri ve web sitesi içeriğini irdeleyerek, kullanıcı adına gerekli tüm teknik ve ekonomik kararları almak ve arabayı yeni sahibine en iyi şekilde bırakmak üzerine kurulmuş bir yazılım ve servis girişimidir. Yapılan panelde Carlypso kurucu CEO’su Nicky Hinrichsen, biz genç girişimcilere öncelikle olarak çözdükleri sorundan en mustarip olanlardan başlayarak, müşterilerin beklentilerini aşan servis ile müşteri memnuniyetini arttırmamızı öğütledi. Daha sonra, firmadan müşteriye ulaşacak tüm mal ve hizmetlerin sevkiyatının rotasından takibine kadar tüm aşamaları yazılım ile çözen sevkiyat yönetimi uygulaması Onfleet ziyaret edildi. Onfleet kurucu CEO’su Khaled Naim, bizlere müşterinin problemini çözmek için en temel sorundan yola çıkmalarını, eğer bu noktayı bulabilirsek ek özelliklerle müşteri deneyimini arttırmamızı önerdi.

Öğleden sonra ziyaret edilen Samsung Accelerator (Hızlandırıcı), girişimci ekibimiz ile Samsung firması arasındaki iletişimi ve kurum içi girişimciliği arttırmak için kurulmuş bir merkezdir. Merkezdeki süreçler hakkında bilgi aldık, daha sonra merkezde çalışan girişimcilerle sohbet ederek, kendilerine sunulan farklı bir girişimcilik deneyimi yolunu gözlemleme şansı bulduk. Günün son durağı Rhumbix, geleneksel inşaat sanayisini takip ve data görselleştirme araçlarıyla alt üst eden yeni bir girişimdi. Araçların ve kişilerin üzerine yerleştirilen sensörlerle yer, sağlık ve performans gibi birçok kriteri izleyebilen bu start-up, kullanıcılarına zaman kaybına neden olan noktaları grafik ve hızlı raporlamalarla sunarak inşaatın zamanında tamamlanması için danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Başlangıçta sadece işçilerin konumlarını gözlemleyerek inşaat sektörüne uygun raporlar çıkaran Rhumbix kurucu CEO’su Zach Scheel, daha sonra müşterilerinin ihtiyaçlarını daha iyi dinledikçe farklı özellikler eklediklerini ve hedeflerinin inşaat sektöründe büyük data işleyerek firmalara inşaatın yönetimi konusunda temel atımından anahtar teslimine verimli danışmanlık hizmetleri sunmak olduğunu belirtti.

Programın 5. günü

Programın beşinci gününe Stanford kampüs ve laboratuvarlarını gezerek başladık, daha sonra Stanford Graduate School of Business’i ziyaret ederek girişimcilere sunulan yüksek lisans programları ve uygulamalı uzmanlaşma olanakları konusunda bilgilendirildik. Stanford Girişimcilik Merkezi ziyaretinin ardından Tasarım Odaklı Düşünme metodolojisinin en köklü temsilcilerinden olan d.school ve Venture Studio ziyaret edildi. Embrace gibi yer koşullarının zorlu ve soğuk ortamlarda bebeklerin vücut sıcaklığını korumak amacıyla kurulan sosyal girişimlerden, Nike’ın yeni ayakkabı tasarımlarının yapıldığı inovatif teknik çalışmalara kadar geniş bir yelpazede çalışan d.school’da, biz girişimcilere tasarım odaklı düşünme metodolojisine giriş dersi Kerem Alper tarafından verildi. Programa, San Francisco’da bulunan ve dünyanın en ünlü uygulamalı bilim, sanat ve insan algısı müzelerinden biri olan Exploratorium’da gerçekleştirilen gezi ile son verildi.

Umarım tecrübelerimi paylaştığım bu yazı faydalı olmuştur. Silikon Vadisinde gördüğüm, yaşadığım tecrübelerden doğru olduğuna inandığım noktaları paylaşmak ve Türkiye’de uygulamak bu gezinin bendeki temel amacı oldu.

Halil Furkan Kimkak

furkankimkak@gmail.com

Aksiyon alan biriyle almayan birisi arasındaki ayırt edici faktör nedir?

Tek bir kelime: Kesinlik

Bir düşünün. Eğer istediğiniz sonucu alacağınızdan ve bu sonucun hayatınızı değiştireceğinden emin olsaydınız, o büyük adım için hemen harekete geçmez miydiniz? Diğer taraftan da ne yaparsanız yapın işe yaramayacağından emin olsaydınız,  hareket geçmek için en ufak bir adım atmaz, zamanınızı boşuna harcamazdınız.

Elbette bunlar uç örnekler. Pek çoğumuz kendimizi “belki işe yarar, belki de yaramaz” dediğimiz bir orta noktada buluyoruz. Asıl tehlike de tam olarak bu alanda. Çünkü kalbimizi ve ruhumuzu ortaya koymak yerine yarı gönüllü işler yapıyoruz.

İşin anahtarı, mutlak bir şekilde kesinlik yaratmakta gizli. Yani dış dünyada ne olursa olsun, niyet ettiğiniz şeyi tamamlayacağınıza dair kendinize inancınız tam olmalı.

Sizi o kesinliğe götürecek, kendinizden emin hissetmenizi sağlayacak sonuçları, sanki çoktan olmuş gibi düşünüp kafanızda önceden tasarlamalısınız. Ve bunu yapabilmenin de en iyi yolu mış gibi yapma, diğer bir tabirle vizyonlamadır.

VİZYONLAMA NEDİR?

Roger Bannister’ı duymuşsunuzdur. Yüzyıllar boyu, bir mili 4 dakikada koşmanın fiziksel olarak imkansız olduğuna inanıldı. Fakar Roger Bannister bu miti altüst etti.

Peki sizce bunu nasıl başardı?

Roger sadece fiziksel olarak çalışmakla kalmadı, aynı zamanda kafa yapısını değiştirdi. Kafasında defalarca pratik yaptı. Kendisini 4 dakikalık o engeli kırarken düşündü. Çünkü bedenini ne kadar eğitirse eğitsin, istediği sonuca ulaşmak için önce zihinsel durumunu değiştirmesi gerektiğini biliyordu. Kendisini bu başarıya ulaşmak için yeterli olduğu konusunda o kadar koşullandırdı ki,  varlığının her zerresi ile yapacağına inandı.

Roger Bannister bu 4 dakikalık mili koştuktan sonraki iki yıl içerisinde 37 kişi daha 1 millik bir parkuru 4 dakikada tamamladı. Ve unutmayın ki, daha önce hiç bir kimse tarafından yapılamamış bir rekordan bahsediyoruz.


İşte bu vizyonlamanın yani – sonuçların sanki daha önceden olmuş gibi durmadan tekrar tekrar zihninizde canlandırmanın – gücüdür.

Hepimiz bizi sınırlandıran inançlara sahibiz. Bazen statü kümesinin, mümkün olduğuna inandığımız şeyleri belirlemesine izin veririz. Bazen, kendi kendimizden şüpheye düşer ve bizi geride tutan bilinçsiz inançlara sahip olabiliriz.

Vizyonlama, tüm bu sınırlandırmaların üstesinden gelmemizi sağlayan bir tekniktir. Kendimizi başarırken hayal edebiliriz, üstelik sadece genel hatları ile değil; çok ayrıntılı ve kesin bir şekilde de vizyonlama yapabilecek beceriye doğuştan sahibiz.  Asıl ilginç olan ise vizyonlama yaparken , bu deneyimin bir parçası olan duyguları da gerçekten yaşabilmemizdir. Bu sadece zihinsel bir egzersiz olmadığı için,sizi psikolojik, duygusal ve fiziksel olarak etkileyen bir bedensel deneyim haline gelir. Ve size empoze edilen sınırları ( belki de farkında olmadan) aşmanıza imkan tanıyacak mutlak bir kesinlik hissi ile dolmanızı sağlar.

BAŞARI İÇİN RİTÜEL

İstediğiniz herhangi bir şeye ulaşmak için potansiyel her zaman vardır. Ancak, bu potansiyeli kullanıp kullanmayacağınız sizinle ilgilidir.

Çoğu insan, gerçek potansiyeli hakkında güçlü bir inanca sahiptir ve bu inanç ne kadar aksiyon aldığını belirler. Alınan bu aksiyonlar sonuçları belirler ve ironik bir şekilde, belirlenen bu sonuçlar da önceden sahip olunan  inançları güçlendirir.

Eğer istediğiniz şey sizin için bir zorululuksa, zihin yapınızı her ne pahasına olursa olsun bir yolunu bulmak üzere kodlamak zorunda kalırsınız. Ancak bu şekilde haftada $300 dolardan  $1.000 ve $1 milyon kazanmaya doğru yol alırsınız. Bu nedenle zengin insanlar daha zengin olurken fakir insanlar daha da fakir olur.

Ancak vizyonlama sadece bir kere yap ve olsun egzersizi değildir. Bir ritüeldir. Kendinizi tekrar tekrar şartlandırmanız gerekir, ancak bu şekilde istediğiniz sonuçlara hiçbir şüphe duymaksızın erişeceğinizi bilirsiniz.

VİZYONLAMA TEKNİĞİ İÇİN DÖRT ANAHTAR


Kesin bir yöntem bulunmamakla birlikte, etkin bir vizyonlama için bazı anahtar yöntemler vardır.

  1. Dışarıdan bir gözle bakın

Hareketlerinizi sürdürürken kendinizi yukarıdan veya vücudunuzun dışından görün. Örneğin, hazırlanmakta olduğunuz şey bir sahnede yapılacak bir sunum ise, önce kendinizi oraya doğru yürürken görün. Duruşunuz nasıl? Ne giyiyorsunuz? Yüzünüzdeki kararlılığa tanık olun. Sonra sunumunuzu tamamladığınızı ve üstesinden geldiğinizi hissedin. Nasıl görünüyorsunuz? Rahat, dengeli ve kendinden emin mi?

  1. Hatalara odaklanın

Bu ilk başta kulağa mantıksız gibi gelse de; asıl amaç düşük performans gösterdiğiniz alanlara daha fazla dikkat etmektir. Çünkü bunlar sizde olması muhtemel, doğuştan getirdiğiniz güvensizliklere işaret eder.  Eğer dinleyici kitlenizin yüzünde etkilenmiş bir yüz ifadesi göremezseniz ve bu da sizin sunumunuzu etkiler ise; sunum yapma yeteneğinize dair bir güven eksikliğine işaret eder. Bu örneği not edin, böylece nasıl tepki vereceğiniz konusunda pratik yapabilirsiniz. Ardından, o sahneyi düzeltinceye kadar zihninizde defalarca tekrarlayın ve sunumunuz boyunca sakinliğinizi koruyun. Nihai hedef, alanınıza negatif bir düşünce ya da his girdiğinde odağınızı otomatik olarak değiştirebilmektir.

  1. Çoklu duyusal bir deneyim yaratın

Odaya girerken sizden dışarıya yansıyan güveni hissedin. Sadece düşünmeyin, aynı zamanda nasıl bir şey olduğunu deneyimlemeye çalışın. Odadaki sesler neler? Arka plan gürültüsü var mı? Sizin sesiniz nasıl çıkıyor ? Odadaki insanların yüzleri nasıl görünüyor? Ne kadar rahat ve kendinizden emin olduğunuzu hissedin. Odadaki enerjiyi yoklayın. Kendinizi güvenle taşıyabilir ve zihin-beden bağlantısı kurma ritüelini gerçekleştirebilirseniz, iş o sahneye gerçekten çıktığınızda harika bir performans sergileyebilirsiniz

  1. Süreç hakkında son derece ayrıntılı ve yazılı kayıt tutun

Senaryoya mümkün olduğunca çok aksiyon koyun. Yaşadığınız duyguları tanımlayın. Sesleri detaylandırın. Gördüğünüz her şeyi not alın. Aklınıza gelen olumsuz bir durum karşısında bile ne yapacağınızı yazın. Bu, size hizmet etmeyen duygu ve düşünceleri zihninizden otomatik olarak kovacaktır. Sonra hikayenizi defalarca okuyun. Hatta daha da iyisi; kaydedin ve arabanızı sürerken ya da yolda ürürken dinleyin. Amaç,  zihninde arzuladığınız tecrübeyi sıkı sıkıya türetmek ve olabileceğinizi bildiğiniz kendi versiyonunuzu somutlaştırmaktır.

Yazının ingilizce orijinali için buraya tıklayın

Aylardan Nisan, haber sayfalarında şunu okuduğumuzu hatırlıyor musunuz?

“Efsane antrenör Zeljko Obradovic, tüm takımlar için çok zorlu bir deplasman olan OAKA Arena için, oyuncularını özel bir şekilde hazırladı.

OAKA Arena’da hem Obra eski takımına karşı kazanamamış, hem de Fenerbahçe, tarihinde oynadığı 10 maçta da galibiyet alamamıştı. Obra, 20 bin kişilik kapasitesini hınca hınç dolduran OAKA Arena atmosferini oyuncularına hissettirmek ve hazırlamak adına, tüm antrenmanlarda hoparlörlerden, Panatinaikos taraftarının tezahüratlarını dinletti.”

Maçın sonucunda kazanmış, hem Obradovic, hem de Fenerbahçe için bir ilk yaşanmıştı.

Obradovic, çok yakın bir zamanda ülkemizde hepimize bir ilki daha yaşattı.

İlk defa bir Türk basketbol takımı Avrupa Şampiyonu oldu. Obradovic için ise bu bir ilk değildi. Fenerbahçe Basketbol Takımı koçu Zeljko Obradovic, kariyerinde elde ettiği toplam 8 Euroleague şampiyonluğunun ardından 9.sunu bizlerle paylaştı ve Euroleague tarihinin en fazla şampiyon olan antrenörü unvanını korudu. Bugün, Avrupa ve Dünya basketbolunun gelmiş geçmiş en iyi antrenörleri arasında gösteriliyor.

Zeljko Obradovic ‘in hayatı ve koçluk kariyeri boyunca elde ettiği başarıları bir çok yerde okuyup görebilirsiniz, bununla beraber bu yazıda özellikle tek tek yazdım ve sizlerden ricam bir miktar sıkılsanız da, burada bir kez daha okumanız.

“1960 doğumlu olan Obradovic, 1980-1991 yılları arasında profesyonel olarak basketbol oynadı.  Partizan ’da forma giyerken 1987 yılında Yugoslavya Ligi, 1989 yılında da Koraç Kupası şampiyonlukları elde eden Obradovic, Yugoslavya Milli Takımıyla da 1988 Yaz Olimpiyat Oyunlarında gümüş, 1990 Dünya Basketbol Şampiyonasında da altın madalya kazandı.

Sonrasında Obradovic bir araba kazasında bir yayanın ölümüne neden olmasıyla 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezasını çektikten sonra, Partizan ‘da basket oynamaya devam etse de asıl macera yine bu takıma koç olmasıyla başladı. Koçluk başarıları:

1991-1993 yıllarında Partizan’da Koçluk (Sırbistan Şampiyonası, Sırbistan Kupası,  Euroleague )

1993-1994 sezonunda Joventut Badalona’da Koçluk (Euroleague 1994)

1994-1997 yıllarında Real Madrid’in başantrenör (Euroleague, Euroleague dörtlü finali 4. , Saporta Kupası )

1997-1999 yıllarında Benetton Treviso’nun başantrenör (İtalya Süper Kupası, Euroleague dörtlü finali 3. , Saporta Kupası)

1999-2012 yıllarında Panathinaikos ile başarıdan başarıya koştu. (Euroleague 2000, 2002, 2007, 2009, 2011, Euroleague dörtlü finali 3. 2005, Euroleague dörtlü finali 4. 2012) Yunanistan Basketbol Ligi (11 kez): (2000, 2001, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011) Yunanistan Basketbol Kupası (7 kez): (2003, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2012)

 Bu başarılarından sonra Obradovic 2007 ve 2011 yıllarında “Avrupa’nın en iyi koçu” seçildi.

 2013 yılında Fenerbahçe basketbol takımının başına geçen Obradovic’in başarıları burada da devam etti. Türk basketbolu için büyük katkılar sağlayan koç, 2013 yılında Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 2014 yılında Türkiye Basketbol Ligi şampiyonluğunu kazandırdı, 2015 yılında Euroleague ‘te Final 4 ‘lüsüne takımını taşıdı. 2016 yılında Türkiye Kupasını kazanan isim takımını yine Euroleague ‘te Final 4 ‘lüsüne taşırken final maçında 2. liği getirdi. Aynı yıl takımını sezon şampiyonu yaptı.

Bu yıl da sezon şampiyonu olan takımını Avrupa basketbol şampiyonu olan ilk türk takımı yaptı.”

Tüm Dünyanın hayretle izlediği bu başarılar, elbette benim de dikkatimi çekti ve evimizde bu başarıları yakından takip eden 3 adamaJ sordum. Başta eşim, beraberinde oğullarım öyle şeylerden bahsetti ki, hayretler içinde kaldım. Bahsettikleri her şey halihazırda bizim işletme koçları olarak beraber çalıştığımız iş sahiplerine alışkanlık olarak kazandırmaya çalıştığımız konuların tıpatıp aynısıydı.

Gelin bakalım ne olmuş da bu başarılar ortaya çıkmış özetle üzerinden bir geçelim:

 1- Yardımı Kabul Etmek: Birebir çalıştığı yardımcılarının desteğine değer verdi ve onların kattığı faydalardan yararlandı.

2- Yönetime Doğru Kişileri Almak: İdari ve teknik yöneticilerini çok iyi seçti . Tek adam olma sevdası yoktu, her şeyi ben bilirim tuzağından uzak durdu. İşi uzmanları ile yürüttü, hak edenden hak ettiği desteği almayı bildi.

3- Büyük Düşünmek Ve Etrafındakileri İkna Etmek: Büyük hedefler koyma konusundaki hırsını, etrafındakileri bu hedeflere ortak etmedeki başarısı ile destekledi.

4- Uzun Dönemli Stratejilere Sahip Olmak: Her zaman kısa dönem değil, uzun dönem stratejileri vardı.

5- Bütçe ve Hedeflerle İlerlemek: Elindeki bütçe ve hedefleri doğrultusunda en iyi takımı oluşturma konusunda akıllıca hareket etti, doğru kararlar aldı.

6- Ekibini Doğru Seçmek ve Elde Tutmak: O iyi bir yetenek avcısı olarak yeteneği keşfetme, cezbetme ve takımına bağlamadaki başarısını, elde tutmada da gösterdi.

7- Ekibin Gelişimine İmkan Sağlamak: Oyuncularının yeteneğini geliştirmek için gerekli planı yaptı ve imkanı sağladı.

8- Başarı İçin Gereken Teknik Altyapıyı Kurmak: Teknik olarak altyapının sağlanması konusunda yöneticileri  yönlendirdi.

9- Ekip Performansını Arttırmayı Kolaylaştırmak: Çok çalıştı, çok çalıştırdı. Her zaman oyuncu performanslarını en üst seviyede tutmak için ne yapması gerektiğine odaklandı.

10- İşini Planlarla Yürütmek: Her maç için tek tek  oyun taktiklerini çok iyi belirledi. Ekibini buna göre sürekli eğitti ve odakladı.

11- İletişimi Doğru Kurmanın Gücünü Kullanmak: Çok kısa bir sürede Türk taraftarların yoğun ilgisi ve sevgisini toplayan Obradovic her zaman Fenerbahçe taraftarlarının önemine ve onlardan aldığı desteğe vurgu yaptı. Taraftar güveni, sevgisi, sabrı ve desteğini her zaman elinde tutmak için çaba gösterdi.

12- Ekibine Koçluk yapmak: Oyuncularına bir takım olmayı öğretebildi. Her birine tek tek koçluk yaptı.

13- Tüm Paydaşlar ile Kenetlenmek: Taraftarlar, kulüp yönetimi, teknik kadro, idari kadro ve oyunculara vizyonuna giden yolu iyi anlattı, ikna etti ve onları yanına almayı bildi.

14- Başarıyı Hak Eden Kişi Olmak için Kendini Geliştirmek: Kendisi başlı başına bir  markaydı ve bu markayı istikrarlı bir başarı grafiği ile destekleyerek alanında söz sahibi oldu.

15- Asla Vazgeçmemek: Hiçbir zaman kendini bırakmadı, açık ara olduğu maçlarda bile son dakikaya kadar cesaretlendirdi, teşvik etti.

16- Değerlerine Bağlı Olmak: Asla şımarmadı,  adil oldu, takdir etti, sabretti, yetinmedi, vazgeçmedi.

17- Ekibine Yön Vermek ve Yöntem Öğretmek: Oyunu iyi planladı, oyunun kurallarını baştan koydu. Gerektiğinde rotasyonu iyi kullandı.

18- Rakiplerini İyi Tanımak: Her zaman rakiplerini iyi analiz etti, her rakibe özel hazırlandı.

19- Ezber Bozan Yöntemler Uygulamak: Yazının başında bahsettiğimiz Panathinaikos taraftarının tezahüratlarına takımı alıştırması gibi bir çok yöntemle imkansız gibi görünen galibiyetleri yakaladı.

Bütün bu yazdıklarımdan sonra size şunu da diyor olabilirdim: başarı için iyi bir koçunuz olması şart, evet bu zaten tartışmasız, asıl sormak istediğim ise şu:

Zeljko Obradovic bir Şirket Sahibi olsaydı ne olurdu?

Şirketi nasıl yönetirdi? O şirket nasıl olurdu?

Başarısı garanti mi olurdu?

Tesadüf mü? Yoksa Şans mı?

Evrim SELVİ

ActionCOACH İzmir

İşletme Koçu

ActionCOACH’un 14 kültür değerinden biri olan “minnetarlık” ilkesi der ki:

– Minnettar bir insanım. Sık sık teşekkür ederim ve takdirimi çeşitli yollarla gösteririm. Böylece çevremdekiler de yaşamımdaki herkese ne kadar şükran dolu olduğumu bilirler. Kendimin, müşterilerimin ve ekip üyelerimin başarılarını kutlarım. Kendimin ve diğer insanların doğru şeyler yapması için uğraşırım

İşte size minnettarlık duygusunu yaşamımızın içine daha fazla çekmemiz için 3 ana neden:

  1. Minnettarlık düşünce şeklinizi değiştirir

Hayatınızda bir şeyleri değiştirmek için bir ya da iki şey olmak zorundadır: Ya hayatınız değişmelidir ya da siz. Hayatınızın değişmesini beklemek tahmin edersiniz ki oldukça pasif kaldığınız, müdahale alanınızın sınırlı olduğu bir çözüm. Bu nedenle kendinizi değiştirme, bakış açınızı değiştirme seçeneği, size varmak istediğiniz sonuca daha hızlı ulaştıracaktır.

Aksi halde bir soruna takılıp kaldığınızda, her gün kapınızı çalan onlarca fırsatı gözden kaçırabilirsiniz. Girişimci olmak demek proaktif olmak, pasif olmamak demektir.  Bu yüzden işe kendinizden başlayın, önce düşünce şeklinizi değiştirin ve ardından hayatınızdaki değişimleri gözlemleyin.

Nasıl? Her akşam şükrettiğiniz olayların, anların bir listesini tutmaya başlayın. Bazıları buna şükür günlüğü der, siz nasıl isterseniz öyle adlandırabilirsiniz. Önemli olan, o gün sizin yardımınıza kimin koştuğuna, hangi fırsatların karşınıza çıktığına ve daha güzel bir yarın için bugün nelerin filizlendiğine odaklanmaktır. Bu odaklanma sayesinde, etrafınızda size destekleyenlerin daha fazla farkında olacak ve başarıya ulaşacağınıza olan inancınızı günden güne güçlendireceksiniz.

  1. Minnettarlık çözüm üretir

Şükür egzersizleri sizi sorunun dışına çıkarıp olası bir çözüme doğru yakınlaştırır. Sizi sürekli olarak şikayet eden bir ruh halinden uzakta tutar.. Olaylara dışarıdan bakabilmek ve olası tüm sonuçları görebilmek, hayatınızın her anında ve özellikle de işinizle ilgili karar almanız gereken zamanlarda çok ihtiyaç duyacağınız bir beceridir.

Tüm şirketler ve endüstriler,  diğerlerinin sadece engelleri gördüğü zamanlarda çözümleri görenler tarafından yaratılmıştır. Peki sizin katkınız ne olacak?

Nasıl ? Sizi negatif anlamda tetikleyen şeyler hakkında basit bir liste oluşturarak işe başlayın. Hepimizi kızgınlığa ya da şikayet etmeye  yönelten şeyler vardır. Sizin gün boyunca şikayet etmenize yol açan tetikçileriniz neler?

Birkaç gün boyunca sadece gözlem yapın ve artık onların neler olduğunu anladığınızda bir listesini yapın. Listenizi tamamladıktan sonra,  haftanın sonunda bir zaman belirleyin. 15 dakikalık bir süre bu tetikleyicilerinize yakından bakmak ve çözüm üretebileceğiniz bir beyin fırtınası için yeterli olacaktır.

Eğer yaşadığınız zorlukların ardında yatan fırsatları görme konusunda kendinizi geliştirebilirseniz, başka insanların yaşadığı acı verici noktalar için de çözüm sunabilirsiniz.

Minnettarlık suya atılan bir taşın gittikçe büyüyen harelerle suyu dalgalandırması gibi bir etkiye sahiptir, Siz başladıktan sonra yayılarak devam eder. Siz yeter ki başlayın.

  1. Minnettarlık bulaşıcıdır

Kimse adına konuşamayız elbette ama yine de basit bir genelleme yapmamız gerekirse; kimse iş yerinde başkalarını aşağıya çeken çalışanları istemez. Şikayet edenler, sürekli mızmızlananlar, ne yaparsanız yapın bir türlü mutlu olmayanlardan bahsediyoruz. Etrafta zeki, yetenekli, ufak şeylerden bile memnun olabilen ve sizin için çalışmaya gönüllü kişiler mutlaka vardır.s

Minnettar olduğunuzda, bu pozitif enerjiyi başkaları ile de paylaşmaya, onlara ilham olmaya başlarsınız. İnsanları kendinize doğru çekersiniz. Enerjiniz bulaşıcı olacak, bir araya gelerek güzel işler başarmak için de daha fazla istek duyacaksınız.

Nasıl? Sözlerinize dikkat edin. Ne söylediğiniz genellikle nasıl davrandığınızdır aynı zamanda. Bu yüzden şikayet ettiğiniz zamanların farkında olun ve mızmızlanma anlamına gelen sözlerinizi hemen pozitif olanlarla değiştirin. Değişime once kendinizden başlayın ve değişimin kendisi olduğunuzda etrafınızdaki dünyanın da sizinle birlikte değiştiğini gözlemleyin.

Yazının orijinali için tıklayınız

İlham verici birçok konuşmada kendiniz için çalışmanın öne çıkartıldığını fark etmişsinizdir. Peki kendiniz için çalışmanın yolları neler olabilir, bunu hiç düşündünüz mü? Burada deneyebileceğiniz iki farklı yöntem var; kendi işinizi kurmak veya freelance olarak çalışmak. Her iki çeşit çalışma biçiminin de size başkaları için çalışmaktan çok daha fazla özgürlük alanı tanıyacağı kesin! Kendi kurallarınızı koyabilir, kendi ekibinizi kurabilir ve şirketinizi ilgilendiren kararlardan dilediğinizi alabilirsiniz.

Maaşlı çalıştığınız işinizi bırakmak veya iş hayatında ilk adım olarak kendi işinizi kurmanın iyi ve güzel taraflarından bahsetmeden önce gelin biraz zor yanlarından bahsedelim. Öncelikle yeni işinizi kurduğunuz ilk zamanlarda para akışınız düzensiz olacaktır, her ay aynı ciroyu tutturmanız ve düzenli olarak ciro artışı sağlamanız biraz zamanınızı alacak. Üstelik bu süreçte işlerinizi düzene oturtmak için çok sıkı çalışmanız gerekecek. Bu nedenle iyi düşünmeniz gerekiyor. Kendisi için çalışmak herkese göre bir yol değildir. Sadece kendi işinizde çalışmanın artı ve eksilerini yönetebilenler, kendi işlerinde çalışmaya başlamanın başkaları için çalışmaktan daha keyifli olduğunu fark edecektir.

Şimdi biraz da kendiniz için çalışmanın nelere olanak sağladığına bakalım;

  • Kendinizi başkalarının kısıtlamalarından arındırabilirsiniz!

Sizin için kısıtlamalar neler? Biz kısıtlamaları sadece başkalarından emir almak olarak görmüyoruz. Bir başkası için çalışmış herkes bilir ki işe alım, terfi, görev değişikliği gibi konularda önceliğiniz olması için departmanınızda ya da ofisinizdeki en iyi çalışan olmanız hiçbir zaman yeterli değildir. Patronun yeğeniyle aynı departmanda çalışmanız, müdürünüzün rakip futbol takımını tutması, belki de hiç neden yokken sizden hoşlanmamış olması, iş hayatında bir sonraki adıma geçmenize mani oluyor olabilir. Başkaları için çalışırken her zaman başkalarına bağımlı olursunuz. Kendiniz içi çalışmak da çok kolay bir rota değildir, ancak işinizde yapmak istedikleriniz, olmak istedikleriniz için bundan sonra kimseye yalvarmak, bağımlı olmak zorunda olmayacaksınız!

  • Kazançlarınız bundan sonra sınırsız olacak!

Hangi sektörde, hangi firmada çalışıyor olun kazancınız ve kazanabileceğiniz paranın her zaman bir sınırı vardır. Tabi ki ücret artışı, prim gibi konular için pazarlık edebilir ve gelirlerinizi arttırabilirsiniz ama yine bir yere, bir sınıra kadar. Fakat, eğer bir iş kurar ve kendiniz için çalışmaya başlarsanız, bu sefer servetinizin miktarı işinizi ne kadar büyütmek istediğinizle doğru orantılı olacak. Dünyanın en varlıklı insanlarını düşünün, sizce oraya başkaları için çalışarak mı yoksa kendileri için çalışarak mı geldiler? Zengin olmak, belki de sınırı olmayan tek süreçtir. Ayrıca kendi işinizin patronu olarak artık kimseye zam için yalvarmak zorunda olmadığınızı hatırlatmamıza gerek var mı?

  • Zamanınızı istediğiniz gibi yönetebilirsiniz!

Canınız bir tatile çıkmak veya sadece işlere ara vermek mi istedi? Özellikle freelance çalışmayı seçenler bu konuda çok şanslı! Yeni bir iş kurmuş patronlar için planlama yapmadan 1 hafta izne çıkmak büyük bir lüks olsa da patron olarak siz de doğru bir planlama ile küçük kaçamaklar yapabilirsiniz. Başka birisi için çalışıyorken iş yükünüzü ve ne iş yapacağınızı siz değil çalıştığınız kişi belirler. Oysa freelance çalışanlar tamamen bağımsız çalışanlardır, kimin neye ihtiyacı var onu bulur ve bu ihtiyacı, eğer istiyorlarsa karşılarlar. Freelance çalışmaya başladıktan sonra işinizi, iş yükünüzü, çalışma saatlerinizi, tatillerinizi istediğiniz gibi düzenler ve en önemlisi farklı bir iş yapmak isterseniz kimsenin onayını beklemezsiniz!

İster kendi işinizin patronu olun, ister kendi işinizin patronu olmak isteyin; gelin bu yolda Actioncoah Türkiye ekibi olarak beraber yürüyelim. Detaylı bilgi için info@actioncoachturkey.com mail adresi üzerinden bizimle temasa geçebilirsiniz.

Kaynak: http://bradsugars.com/2017/02/02/why-working-for-yourself-beats-working-for-others/

Planlama Yaparken Bu Adımı Sakın Atlamayın!

Bir şirket sahibi olarak, her sene başına yakın dönemde ya da her çeyrek başına yakın dönemde tüm şirket olarak “planlama” moduna girdiğinizin farkındayız. bu dönemlerde stratejiler ve taktikler hazırlanır, bir aksiyon planı çıkarılır ve gelecek aylarda şirketin hep bir adım ileriye gitmesi hedeflenir..

Çoğu şirket sahibi bu konuyla ilgili çalışmalara başlamadan ve bu döneme girmeden önce yeni dönemde “temiz bir başlangıç” yapmak fikri ile yola çıkar, ancak aslında yapılması gereken tam da bu mudur, yoksa “planlama” aşamasına geçmeden önce, daha farklı bir yaklaşım mı gerekir?

Stratejik Planlamada Dikiz Aynasının Önemi

Dikiz aynası arabanızın, siz önünüze ne kadar dikkat etseniz de, arkada olan bitenden de haberdar olmanızın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyan bir parçasıdır. Siz yolunuzda sorunsuzca giderken, arkada olan bitenden haberdar olmazsanız, siz farkında olmadan hızlı size yaklaşan bir araçla çarpışabilir, ya da ilerlerken yapmak istediğiniz yön değişiklikleri sırasında arkadan gelen birileriyle çarpışabilirsiniz. Her koşulda, arkanızda ne olup bittiğinden haberdar olmanız çok önemlidir.

Aynı dikiz aynanızın sürüş güvenliğinizdeki önemi gibi, arkanıza yani geçmişe bakmanın, ileriye yönelik stratejik planlarınıza etkisi de yadsınamaz!

Şirketinizin düzgün bir yolda ilerleyebilmesi ve büyümesi için her ne kadar 2017’ye yönelik planlar yapsanız da, bir gözünüzün dikiz aynanızdaki 2016’da olması çok önemlidir: geçtiğimiz sene neler doğru yapıldı, neler daha iyi yapılabilirdi… Bu konular, çok daha sağlam bir 2017 stratejik planı kurgulamanız için iyi bir başlangıç oluşturacaktır, bu nedenle içinizden gelen “sıfırdan başlamak ve temiz bir sayfa açmak” isteğini biraz bastırıp, geçmişi biraz irdelemenizi öneriyoruz ve bunun 2 çok önemli sebebi olduğunu savunuyoruz!

Stratejik Planlama Yaparken Geçmişi İrdelemenin 2 Önemli Sebebi

Birinci önemli sebep, 2016’ya daha dikkatli bakmak ve “ders çıkarmak”. Eminiz, 2016 yılı boyunca bazı kazanımlarınız ya da kayıplarınız oldu, ancak hepsinden önemlisi, bu kazanım ve kayıplarınızdan bir şeyler öğrendiniz, değil mi? İşte stratejik planlamada geçmiş seneden öğrendiklerinize bağlı hareket etmek, sizi bu sene daha az hata yapmaya ve daha çok kazanmaya yöneltecek.

Stratejik planlama yaparken geçmişle bağınızı koparmamanızı gerektiren ikinci önemli sebep ise, kendinize ve şirketinize olan inancınızı kuvvetlendirmeniz için. Peki, bu neden önemli? Düşünsenize, bu sene belki bu ay, belki 2-3 ay sonra öyle bir döneme gireceksiniz ki, yoğunluk, stres, yetiştirilmesi gereken işler, beklentili müşteriler… Şimdiden telaşlandınız değil mi? Ama geçen seneyi düşünün, 2016’da bu ve buna benzer birçok dönemi atlattınız ve şuan buradasınız! İşte bu yüzden, geçmişe bakıp neleri başardığınızı görebilmek çok önemli, kendinize ve şirketinize karşı inancınızın tam olması, daha güvenle daha zor işlerin altından kolayca kalkabilmenizi sağlayacak.

Bu sebeplerden ötürü, stratejik planlama yaparken ve yönünüzü belirlerken bir gözünüzü her zaman dikiz aynasında tutmanız gerekir. Geçmişteki hareketlerinizden öğrenerek ve geçmişte başardıklarınızı fark ederek, çok daha başarılı ve kazançlı bir yıl geçirmenizi dileriz!

Son dönemlerde müşterilerimizin bazılarını ekiplerinden yakınırken yakaladık. Genelde ekiplerini yönetmeye çalışan bu kişiler, ekip içerisinde bir sorun olduğunda ilgili kişiye “neden problem yaşandığı” konusunda soru yöneltince, ekip üyeleri gerçek sebepleri açıklamak yerine bahaneler üretiyorlarmış. Bu konudan yakınan birçok müşterimizin olduğunu fark ettik ve bu yazıyı oluşturmaya karar verdik. “Ekip üyelerinizin yapamadıkları ya da kötü bir performans ortaya koydukları işlerle ilgili sürekli bahaneler üretmelerini nasıl engellersiniz?” Gelin, bakalım…

Bu konuda en önemli noktalardan biri, soruyu ekip üyelerine nasıl yönelttiğinizdir. Eğer siz “neden” sorusunu sorarsanız, büyük ihtimalle “çünkü” cevabını alırsınız… (ki bu ‘çünkü’lerin devamı ya bahanelerle ya da özür dilemekle gelir.)

Eğer bir işin neden yapılmadığına dair gerçek sebeplere ulaşmak istiyorsanız, ekibinize doğru soruları yönlendirmelisiniz: geçmişe yönelik değil, şu anın ya da yakın geleceğin bir resmini onlardan istemelisiniz, aksi takdirde sadece geçmişte olmuş bitmiş şeylere bahaneler üretir olduklarını fark edersiniz. Ancak sorularınızda “şimdi ne yapıyoruz?”, “bundan sonraki adımımız ne?” ve “şimdi önümüzde ne var?” gibi ileriye dönük ifadeler kullanırsanız ekibinizi sürekli sonuç almaya ve her zaman işi geliştirmeye yönelik cesaretlendirmiş olursunuz. Böylece geçmişte yapılmış bir hata ya da karşılaşılan performans düşüklükleri geleceğe yansımaz, çünkü tüm ekip, işlerin “yarın” (her geçen gün) daha iyi olması için çabalamaya başlar.

Ekibinize işlerle ilgili durumları sorarken her zaman sorularınızı geleceğe bağlantılı olacak şekilde oluşturun, çünkü bir yönetici olarak sizin en önemli göreviniz, sizinle birlikte çalışanları (ekip arkadaşlarınızı) ya da sizin için çalışanları (çalışanlarınızı) işletmenizi ileriye götürmek için gerekli motivasyonu yaratmaktır.

Bu nedenle soracağınız soruları aşağıdakiler gibi şekillendirebilirsiniz:

  1. Bu işin tamamlanması için ne yapmamız gerekiyor?
  2. İşin bitmesine yönelik bundan sonraki adımın ne olacak?

Yukarıdaki gibi sorularla “işin neden tamamlanmadığı” sorgulanırken, amaç aslında “neden” i öğrenmek değil bu işin “nasıl” tamamlanacağına yönelik bir yolu ekibin kafasında şekillendirebilmektir. Bu sayede “bahaneler” yerine “aksiyon adımları” duyarsınız.

 

Gördüğünüz gibi, doğru cevaplara ulaşmak için doğru soruları sorabilmek çok önemlidir. Eğer ekibinizin size sürekli bahaneler üretmesini istemiyorsanız, bu önerimize kulak asın. İnanın, değişimi hemen göreceksiniz!

Yakın zamanda müşterilerimizden birinden yeni bir soru aldık ve bu sorunun cevabını birçok işletme sahibinin de öğrenmek isteyeceğini düşündük, bu nedenle bu yazımızı oluşturduk. Peki bu soru neydi?: “Bir potansiyel müşterinin iyi bir müşteriye çevrilebilmesi için kaç kere satış girişiminde bulunulmalı? Diğer bir deyişle, satış süreciniz kaç adımdan oluşmalı ki potansiyel bir müşteri uzun süreli bir müşteriye dönüşsün? Hemen yanıtına bakalım…

Bu sorunun cevabı aslında büyük bir önem teşkil ediyor, çünkü işletmelerin çoğunu incelediğimizde ya yeterli satış adımlarını oluşturmamış olduklarını görüyoruz, ya da verimsiz bir çok satış adımı ile potansiyel müşterileri kaçırdıklarını… Tabi her iki durum da zayıf bir satış hunisini ve zaman artı para kaybını da beraberinde getiriyor.

İşletmeniz için önemli olan, sürdürülebilir bir satış hunisine yani satış süreçlerinizin tamamının sürdürülebilir olmasıdır. Bu noktada kendinize sormanız gereken sorular:

  • İçinde bulunduğum sektöre göre satış sürecim nasıl olmalıdır?
  • Harcadığım pazarlama ve finansal eforuma göre tek bir potansiyel müşterime kaç kere satış girişiminde bulunmalıyım ki, bu potansiyel müşteri kaliteli ve sürekli bir müşteriye dönüşsün?

Bu sorulara bulacağınız yanıtlardan önce sizinle önemli bir istatistiği paylaşmak istiyoruz: 50,000 potansiyel müşteriyle yapılan analizler sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır: küçük ve orta ölçekli hedef kitlenize yönelik satış süreci adımlarınız değişiklik göstermektedir. Aşağıdaki sonuçlara bakarak kendi şirketinizin hangi gruba dahil olduğunu belirleyebilirsiniz:

  • Eğer küçük ölçekli şirketler sizin hedef kitleniz dahilinde ise en ideal satış süreci yaklaşık 5 adımdan oluşmaktadır.
  • Eğer orta ölçekli şirketlere yönelik bir hedeflemeniz varsa, sizin için belirlenen en ideal satış süreci minimum 8 adımdan oluşmalıdır.
  • Eğer hedef kitleniz büyük ve kurumsal şirketler ise, potansiyel bir müşteriyi sürekli bir müşteri haline getirmeniz için daha uzun süreçler ve daha fazla adım gerekmektedir. Burada da minimum 12 adımdan oluşan bir satış sürecinin işe yaradığı gözlemlenmiştir.

Şimdi bu sonuçlara bakarak da anlayacağınız üzere, örneğin orta ölçekli bir şirkete satış yapmaya çalışıyorsanız, normalde 5 satış girişiminizden sonra “yok, bu iş olmayacak, olumlu bir yanıt alamadık” demeniz ve vazgeçmeniz, aslında sonuca çok yakın bir noktada müşteriden vazgeçmiş olmanız anlamını taşımaktadır. Bu nedenle ortalama satış girişimi adımlarınızı hedef kitlenize göre bilmeniz, ve potansiyel müşterilerinizden vazgeçmeden önce, en az bu sayıda girişimde bulunmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın.

Şimdi, geçmişte attığınız satış süreci adımlarınıza bir göz atın. Muhtemelen çok çabuk vazgeçmiş olduğunuzu göreceksiniz, ve belki de bazı durumlarda 5 adım atmanız gerekirken 4. adımda pes ettiğinizi… Neyse ki bundan sonra 50,000 işletme ile gerçekleştirilen bu araştırmanın sonucu, satış süreçlerinizi değiştirmenize ve en verimli satış girişimi sayısına göre hareket etmenizi sağlayacak!

Satış süreçlerinizi beraber kurgulamamızı ve büyüme hikayenizi beraber yazmamızı isterseniz bize her zaman info@actioncoachturkey.com adresinden veya 0212 291 12 00 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.

İşimiz, işinizi büyütmek!