Mark McCormak, ‘‘Harvard İşletme Fakültesinde Size Öğretmedikleri Şey’’ adlı kitabında, 1979 yılı MBA mezunları hakkında ilginç bir şeye değindi. Grubun %3’ünün yazılı hedefleri vardı, %13’ü bazı hedefler düşünmüştü ve geri kalanı da okuldan dışarı çıkmak için can atıyordu. Eminim bu duyguları bir yerden hatırlayacaksınız.

İlginç olan şey ise 10 yıl sonra gerçekleşti.

İşte 10 yıl sonraki başarı sonuçları:

Yazılı hedefleri olmayan grup %84’lük gruba kıyasla sahada 2 kat daha fazla para elde ediyordu; diğer % 84’lük grup ise Harvard’dan hedefleri olmadan ayrılıyordu.

Yazılı hedefleri olan %3’lük grup 10 kat daha fazla para kazanıyordu. Diğer %97’lik grup ise ortalama rakamlar elde ediyordu.

Sanırım Harvard’dakilerin ne yaptıklarını bilmeleri konusunda uzun hikâyeleri olduğuna sizde katılıyorsunuz. Bu yüzden eğer ilk %3’lük grup hedeflerini basitçe yazarak 10 kat fazla para elde edebildilerse, siz neden yapamayasınız?

Henüz ‘‘durgunluğun’’ en zor bölümündeyiz, ancak insanlar ve işletmeler en zorunun ve kötü olanın hala ekonomik durumumuz olduğu konusunda endişeliler. Daha iyi bir hale gelmek, daha iyi bir oyuncu olmak, hayır kurumlarına daha fazla bağışta bulunmak, en iyi ebeveyn olmak ya da eş ya da arkadaş olmak adına senenin başında yeni kararlar alıyoruz. İyi de kim bu kararların sadece senenin başında alındığını söylüyor ki? Neden şimdi başlamıyorsunuz?

Şundan emin olun ki şu an aldığınız ve yapmaya başladığınız bir karar ya da çözüm, kendiniz ve işletmeniz adına sağlam bir plan yaratmak içindir. Yeterli detaya sahip olan çözümlerle tam anlamıyla ilerleme kaydedebilirsiniz.

Gelecek yılki TÜM hedeflerinizi yazın. Sonra onları biriyle paylaşın ve sizi aylık olarak kontrol etmesini isteyin ki ilerleme kaydedip kaydetmediğinizi görebilin. Son olarak da, sizin kazançlarınızdan ve kayıplarınızdan sorumlu olmalarını isteyin.

Action not: Her hedefiniz için kilometre taşları yapın ve onları her gün ufaltın ki böylece resmin bütünü çok korkutucu gözükmesin.

Eğer bunu yaparsanız, rekabetinizde 10 kat daha fazla para kazanmanız uzun sürmeyecek.

 

20 Tem 2018

Önceliklerin Gücü

İş adamlarının ve kadınlarının en çok zorlandığı 2 konu var:

Geleceği düşünmek ve önem sırasına göre işleri yapmak. Bu iki şeyi yapmak iki konu arasında fark yaratır: İş başarısı ve sadece ayakta kalma. Bu aynı şekilde hayatımızın tüm alanları için geçerlidir. Liderlik eğitmeni ve yazar John Maxwell şöyle diyor: ‘‘Geleceği düşünmek ve sorumlulukları önceliklendirmek bir lider ve bir takipçi arasında büyük fark yaratır. Birçok insan Pareto Prensibini duymuştur. Daha çok 80/20 Prensibi olarak bilinir. Genel hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz: Birçok işletmede işin %80’i müşterilerin %20’sinden gelir. Bu Prensibe şöyle örnekler verebiliriz: Okuma – Kitabın %20’si içeriğin %80’ini oluşturur. İş- Çalışmamızın %20’si tatminimizin %80’ini oluşturur. Ürünler- Ürünlerin %20 si karın %80’ini oluşturur. Piknik- İnsanların %20’si yemeğin %80’ini yiyecek. Bu yüzden konu önceliklerinize geldiğinde zamanınızı, enerjinizi, paranızı ve personelinizi önceliklerinizin ilk %20’lik kısmı üzerinde kullandığınızda önceliklerinizin %20’si size üretiminizin %80’ini verecek. Siz bunu yaptığınızda, üreticiliğinizde %400’lük ya da 4 kat fayda alırsınız. Bunun işletmenize nasıl bir sonuç getireceğini düşünün. Her iş kadınının ya da adamının Pareto Prensibini öğrenmesi gerekir, çünkü bu prensip müşteri, takım ve liderlik alanında işe yarar. Müşteri alanında, işinizin %80’inin %20’lik kısmına tekabül eden rakamı belirlemek çok önemlidir. Bu rakamlar sizin ‘‘değerli müşterilerinizdir’’ ve bu müşterilerinizle daha uygun bir şekilde ilgilenmeniz için stratejileriniz belirlenmelidir. Takımınız için ilk %20’lik üretici kısmı belirlemelisiniz. Personelinizle geçirdiğiniz zamanınızın %80’ini onların tüm potansiyellerini kullanmalarını geliştirmek için kullanın. Liderlik konusunda şu soruyu bir düşünün: ‘‘Başkasının yapamadığı neyi yapabilirim?’’ Sorumluluk dışında her şeyden vazgeçebilen bir lider düşünün. Konu zamanınızı kullanmaya geldiğinde, tepkili mi yoksa önceden önlem alan biri mi olacağınıza siz karar verebilirsiniz. Bakın soracağınız sorular şunlar değildir: ‘‘Meşgul olacak mıyım? Takvimim dolu olacak mı? İnsanlarla görüşecek miyim?’’. Sormanız gereken sorular şunlardır: ‘‘Zamanıma nasıl yatırım yapabilirim? Takvimimde kimler olacak? Kiminle görüşme yapacağım?’’ Bunu uygulayın, sonrada üretkenliğinizin ve tatmininizin nasıl arttığını bir görün!

İşinizi Ekonomik Gerilimlerden Koruyun – Bölüm 3

Cüzdan Payı / Pazar Payı

Modern iş dünyasında göz ardı edilen konulardan bir tanesi de pazar payının peşinden koşmanın bir yere hızlıca varmadan, daireler çizmek olabileceğidir.Birçok işletme tüm yatırımını pazar payına yatırırken birçoğu bu süreç içinde kar payını yitirir. Çok yaygın bir paradoks vardır: bu firmaların ürün alıp onları tekrar müşterilere satmak için piyasada olmaları. Ama bu duruma farklı bir açıdan bakmak, pazar payının amacını ve bunun net karı nasıl etkilediğini anlamaya yardımcı olabilir.

Firmanın amaçlarına tamamen farklı bir açıdan bakın ve hedefin ürün almak değil, müşteri almak olduğunu görün. Aslında her firmanın müşteri çekmek için reklam ve pazarlamaya para ödemesi gerekir; buna bu açıdan bakınca da pazar payının peşinden gitmektense “cüzdan payı”nı kovalamanın çok daha kolay olduğunu görürüz. Bir müşterinin sadakatini kazanmak için bu kadar yatırım yapmışken bu yatırımdan sağlam bir gelir elde etmeye odaklanmak da önemlidir. Başka kelimelerle ifade edecek olursak bir şirket müşteri elde etti mi, onların getirdiği tüm avantajlardan sonuna kadar faydalanılmalıdır.

Her Süreç Boyunca Başarıyla Kar Elde Etme

Birçok işletme sahibi satışlarını, karını ya da müşteri sayısını arttırmak için kendilerini ve kaynaklarını tüketir ve günlerini çok ufak bir kar ile tamamlar. İşletmede kar kraldır ve bu durumu göz önünde bulundurmayan kişiler, özellikle de ekonomik kriz veya sanayi durgunlukları sırasında acı çeker.Durgunlukları çok fazla enerji savurarak değil de açığın olduğu yere daha çok odaklanarak önlenmelidir. Bu, dönüşüm oranını, işlem sayısı ve her satışın oranını arttırmak anlamına gelir. Matematik denklemini takip etmek, kar elde ederek sizi gök kuşağının dibindeki altınlara götürür.

Daha çok reklam yaparak, tanıtımlarla kendinizi öne çıkararak ve en iyi potansiyel müşteri profili oluşturan kişilere odaklanarak daha çok müşteri kazanın.Kendi ürün ve hizmetinizi tanıtın çünkü işletmenin çıkarına ortak olan müşteri en iyi reklamcıdır.Daha sonra daha iyi ürün ve müşteri hizmeti sunarak, potansiyel müşterilerinizin satın alan müşteriye dönmesini sağlayın. İnsanlar tanımak amaçlı para verir ama daha yüksek miktarlar için daha dikkatli ödeme yapıp paralarının karşılığını almak ister.Böyle bir kalite sunan işletme, ekonomik durgunluklarda geriye gitmez, aksine başarılı olup güçlenir ve yoluna devam eder.

Bu arada dikkatli harcama yaparak ve amaç odaklı etkili bir taktik uygulayarak oranlara odaklanmak, karı besleyecek ve kar hanesini yükseltecektir.

Nakit, Krizde Kraldır

“Nakitin krizde kral” olduğu söylenir ve birçok başarılı işletme hikayesi ekonomik durgunluklar sırasında kazançlı yatırımlar yapan firmalardan bahseder.NationsBank – şimdi Amerika’nın ulusal bankası, 1980’li yılların ekonomik durgunluğu sırasında ülkedeki en büyük bankalardan birini uygun fiyata aldı.Böyle yaparak kendini bölgedeki küçük bir oyuncudan Birleşik Devletler’deki en büyük üç finansal kurumdan birine dönüştürdü.

“Nakit Kraldır” ifadesinden en büyük verimi almak için “Kar kraldır” ifadesini anlamak ve özümsemek gerekir.Karlılık üzerine odaklanın ve genel konuşursak, işletmenin geriye kalan her alanı kendini idare eder ve her şey düzene girer. İyi ve kötü günde üstün plan ve taktik uygulayan işletmeler büyür ve elbette bunu gelirler de takip eder.

YAZAR HAKKINDA

Bradley J. Sugars

Brad Sugars, dünya üzerinde bir milyondan fazla müşterisine işte ve kişisel anlamda başarıyı bulmalarında yardım etmiş dünyaca ünlü Avustralyalı girişimci, yazar ve işletme koçudur.

Ana şirketi olan ActionCOACH, Brad’in iş sahiplerine satışlarını ve pazarlama sonuçlarını nasıl geliştireceklerini öğrettiği bu yola 1993 yılında çıktı. Şu anda ActionCOACH 52 ülkede yaklaşık 1500 franchise’a sahip ve dünyada en başarılı ilk 100 franchise içerisinde yer alıyor.

Brad Sugars; Tom Hopkins, BrianTracy, John Maxwell, Robert Kiyosaki ve AllenPease gibi başarılı girişimcilere benzer bir portföye sahiptir. Ayrıca, Anthony Robbins, JimRohn ve Mark Victor Hansen gibi oda birçok kitap yazmıştır. Birçok kez TV ve radyo programlarına çıkmış ve yüzlerce yazılı makaleye yazmıştır. E-Spy dergisi okurları tarafından, RupertMurdoch, Henry Ford, Richard Branson ve AnitaRoddick gibi isimlerin yanında En Beğenilen Girişimcilerden bir tanesi seçilmiştir.

ActionCOACH kimdir?

ActionCOACH 1993 yılında girişimci Brad Sugars tarafından başlatılan bir işletme koçluğu şirketidir. Singapur’dan Sydney’e, San Fransisco’ya işletme koçları ve dünya üzerindeki ofisleri ile ActionCOACH işletme sahipleri için kurulmuştur.

Geleneksel danışmanlık firmalarından farklı olarak ActionCOACH Türkiye, sürdürülebilir danışmanlık yaklaşımı ile size hem kısa vadeli asistanlık hem de uzun vadeli eğitim vermek üzere tasarlanmıştır.

Brad Sugars tarafından yaratılan satış, pazarlama ve iş yönetim sistemlerine odaklanarak, sizin ActionCOACH Türkiye Koçunuz, sadece size iş gelirlerinin ve karlarının nasıl artırılacağını göstermekle kalmaz, ayrıca bir işletme sahibi olarak daha az çalışıp daha çok dinleneceğiniz bir işin nasıl geliştirileceğini gösterir.

ActionCOACH franchise veren bir şirkettir, dolayısıyla ActionCOACH Türkiye Koçunuz kendi zamanını, parasını ve enerjisini işini başarılı kılmaya yatıran, dost canlısı bir işletme sahibidir.

 

İşinizi Ekonomik Gerilimlerden Koruyun – Bölüm 1

Ekonomik gelişmeler nasıl olursa olsun ayakta kalmak ve büyümek.

Ekonomik gerilimlerde bazı işletmeler büyürken neden bazılarının çöktüğü çoğu işletme sahibi için hep merak unsuru olmuştur. Bazı kişiler ekonomik çöküntülerden tüm işletmelerin olumsuz etkileneceğini zanneder. Ama aslında gerçek şu ki, birçok şirket bu çöküntülerden etkilenmiyor ve sebebi, daha büyük, daha tanınmış ya da daha yerleşik olmaları değil.

ActionCOACH işletme koçları olarak Türkiye’de 6 yıldır yüzlerce şirkete, dünyada 25 yıldır 75+ülkede on binlerce şirkete, ekonomik dalgalanmalardan etkilenmeden, karlı bir şekilde büyümeye devam etmeleri için %92 hedef gerçekleşme başarı oranı ile hizmet veriyoruz. Bunu yaparken işletmelere balık tutmayı öğretiyor, daha başarılı birer işletme olmalarına yardımcı oluyoruz. Bu mini yazı dizimizde sizinle başarılı bir işletme sahibi olmanın, ekonomik gerilimleri başarılı bir şekilde yönetmenin ipuçlarını paylaşacağız. 

Başarılı bir işletmeyi ekonomik olumsuzluklar olduğunda çöken şirketlerden ayıran en önemli fark, başarılı şirketlerin işlerini daha dinamik ve sağlıklı yöntemlerle ilerletmeleridir. Geleceği planlarlar ve karşılarına çıkabilecek ihtimallere karşı hazırlıklıdırlar. Modası kolay geçmeyen ürün veya hizmetler satarlar. Ayrıca gelire, hem ekonominin iyi olduğu hem de kötü olduğu şartlarda büyüyüp hüküm sürmeyi sağlayacak şekilde, mantıklı şekilde odaklanırlar.

İşletmenizin ekonomik krizleri başarılı şekilde karşılamasını sağlayacak birkaç teknik:

  • Kar hedeflerini sürekli takip edin: Kar edin, net kar, odaklanması gereken en önemli konudur.
  • Gereksiz ürün, kampanya ve hizmet etkinliklerini budayın. Performansı yüksek takım arkadaşlarınızı ödüllendirin, verimli olmayan kişileri ise ya yeniden konumlandırın ya da takımın geri kalanının iyiliği için gitmelerine izin verin.
  • Müşterilerinizle iletişimi sürdürün, arz/talep ve demografik modellerini takip edin. Kişi müşterisini ne kadar anlarsa, kendi işinden de o kadar anlar.
  • Yeni müşteri çekmek, var olan müşteriyi korumak ve daha fazla ürün ya da hizmet satabilmek için yeni stratejiler geliştirin. Müşteri tabanını büyütün, aynı zamanda da kar hanenizin zirve yapması için net karı arttırın.
  • Pazarlama ve reklamı güçlü ama aynı zamanda zekice yönetin. Markanızın üstüne düşerek ürününüzün en yüksek güç, performans ve takdiri yakalamasını sağlayın.

Geleceği Planlamak Geleceğe Gitmek Demek

Bir işletme ekonomik krizin getirdiği fırtınaya kendini kaptırmış ve yolunu kaybettiyse, kıyıya ulaşması imkansız olmasa da epey güçtür. Ekonomik kriz sırasında, zar zor yüzenler boğulur, ayakta duranlar suya düşer, iyi bir pusulası olmayanlarsa yolunu, finansal görüşünü, marka kimliğini ve müşteri demografisini kaybeder. Bunları önlemek için ekonomik kriz ihtimallerine karşı en iyi şekilde hazırlanmak çok önemlidir.

Business Week’in Ocak 2008 tarihinde yayınlanan bir makalesine göre, pazar analizi ve gelecek finans göstergeleri çok önemli araçlardır. İşletme sahipleri bunlar olmadan gelecek zor günleri hiç görmeyebilir ve birikimleri hiç uyarı olmadan suyunu  çekebilir.Hiçbir işletme sahibinin kristal küresi olmasa da, gündemi, rakamları, istatistikleri, diğer ölçme ve değerlendirme araçlarını takip eden kişiler çok daha güçlü ve bilgili konumda olur.Trendleri daha kolay takip edip, kendini buna göre uyarlar, bu da onlara, daha az bilgili rakiplerine göre, taktiksel ve stratejik bir avantaj sağlar.

Karanlıkta öylece ateş etmektense, doğru araca sahip olan kişi hedefi daha kolay bulup ona ateş eder.Gelirler biraz düşmeye başladığı zaman, doğru noktaya odaklanıp, uygun yöntemlerle kar etme sürecine tekrar girebilir.Bu değişiklikleri tedbirli şekilde karşılamayanlar yalnızca para ve zaman kaybetme riskine girmekle kalmaz, aynı zamanda da müşteri tabanlarını ve bunun sonucu olarak da marka bütünlüğü ve etkinliğini kaybeder.

Tepki ile Yanıt Arasındaki Önemli fark

Koçlar, zorluklar karşısında sakin kalmaktan sık sık bahseder çünkü anında harekete geçip rast gele kararlar vermektense, sakin bir şekilde, mantıklı ve seviyeli kararlar verilmesi daha iyidir.Daha önceden birçok zorlukla karşılaşmış ve bu konuda yeterli tecrübe ve eğitime sahipseniz, bu tür durumlara olan müdahaleniz muhtemelen daha başarılı olacaktır. Ama hazırlıklı olmadığınız durumlarla karşılaşmak ani bir şekilde etkili olmayan yöntemlere sarılmanıza sebep olabilir.

Tepki ile yanıt arasındaki temel fark: Harekete geçince düşünerek, bilinçli ve planlı kararlar almak ile korku ya da panikle yapılanlar arasında yatar.Örneğin; acil durum kurumları kaçınılmaz olana karşı eğitimli ve donanımlıdır.Bir yerde yangın çıktığında ya da trafik kazası olduğunda polisler ve itfaiyeciler bunu doğal karşılar çünkü daha önceden böyle durumları mantıklı, etkili ve profesyonelce yönetme tekniklerini bilirler. Ellerinde gereken kaynak vardır, onları nasıl kullanacaklarını bilirler ve durumu umutsuzlukla değil, güçlü bir tutumla karşılarlar.

Yanıt ile tepki arasındaki ilginç bir fark da şudur: Birisi konu hakkında yeterli eğitime sahip olduğunda bu içselleşir ve tepkiden cevaba dönüşür, yani tepkisellikten sorumluluğa geçiş yapar.Bir oyun kurucu, oyuna ilk girdiğinde bu onun için sarsıcı ve rahatsız edici bir deneyim olabilir. Ama bir süreden sonra bu biraz daha sıradan, kolayca tepki verdiği, içgüdüsel ve sezgisel bir eyleme dönüşmeye başlar.Savunma oyuncularının sıra olup ona doğru birden koşması onda artık panik değil, sayı yapmak için karşı sahaya geçme ihtimalini uyandırır. Hatta zamanla, oyun kurucu baskı altında daha iyi düşünmeye başlar çünkü o ortam içindeki enerjiyi ortaya çıkarmasını sağlar.

İşletmelerde de durum böyledir. İşletme, beklenmedik durumlara karşı hazırlıklıysa, daha büyük gelirler elde edilirken birçok yanlış adım önlenebilir. Hatta hayatta kalırken aynı zamanda güçlenirsiniz çünkü daha az becerikli rakipleriniz ortadan kalkmış olur.

 

İşinizi Ekonomik Gerilimlerden Koruyun – Bölüm 2

Ürün ve Hizmeti Dikkat ve Titizlik ile Seçin

Dünyanın en büyük franchise şirketinin kurucusu Brad Sugars’ın anlattığı gibi: eğer California’da altın aramanın en yoğun olduğu dönemde yaşamış olsaydı, diğer altın arayıcılarının peşinden gitmezdi.Bunun yerine, yol kenarında stant kurup teneke tava satmanın çok daha kolay ve zekice olduğuna inanır. Bu fikir içgüdüselin tamamen zıttı olarak görünse de, kalabalıktan farklı düşünüp var olan akıma karşı gitmek çok daha başarılı olur.

Tarihten örnekler alalım. Altın arayanların sadece çok küçük bir yüzdesi gerçekten zenginliği bulmuşken onların %100’ü altın bulmak için satıcıdan en az bir tava almıştır. Ticaret aracı satan kişiler, kendi pazarlarını kurma derdine düşmek zorunda olmadıkları için büyük paralar elde etti.Sadece bir girinti bulup onu doldurdular. Müşteriler onlara doğru koşup onları varlığa boğduğu için de girişimci hedeflerini gerçekleştirmiş oldular.

Vazgeçilmez İşletmelerin Ekonomik Kriz Koruması Vardır

JohnnyAppleseed efsanesinin arkasındaki iş adamının biyografisi de benzer bir hikayeyi anlatır. Elma çekirdeği diken karakterin kurgusal olduğunu düşünürken aslında JohnnyAppleseed efsanesinin arkasında yatan bir kişi vardı. Adı John Chapman’dı ve tarihçi yazar Robert Price onun iş hayatı hakkında bilgi derleyip 1954 yılında kitabını yayınladı.

Chapman, Birleşik Devletlerin her anlamdaki ilk franchiserıydı. Efsane onu ortalıkta rasgele dolaşıp elma ağacı diken basit bir kişi olarak anlatsa da aslında o kendini ekonomik krize karşı korumuştu. 1845’te, ölümünden önce 1200 akre arazisi vardı çünkü üretecek ve satacak ürünü, müşteriye de teslim etmenin özel, zekice ve karlı yolunu bulmuştu.

Sınırdaki kurucuların şekere ihtiyacı vardı ama şeker son derece pahalıydı. Bugün adına früktoz dediğimiz, elmadan üretilen bir çeşit tatlı, şekere alternatifti.Elmanın kendisi de başlı başına değerli bir gıdaydı. Ama Kuzey Amerika’da elma ağacı çok azdı. Böylece Chapman, sınırlar boyunca ilerledi, bir bağ yarattı ve kurucular geldiğinde onlara fidanları sattı.Birleşik Devletlerde sınırda ağaç çiftliği kurdu ve ürününe yoğun talep vardı.O, elma yetiştirme ve satma zahmetine hiç girmeden o verimli topraklarda kolayca büyüyen elma fidanlarını sattı. Masrafı çok düşüktü çünkü tam bir franchiser ruhuyla, tek bir ağacın verdiği tohumu kullanarak düzinelercesini yetiştirebiliyordu. Ama sattığı her fidan ona iyi bir getiri sağlıyordu. Yerleşimcilerin fazla parası olmamasına rağmen bunun iyi bir yatırım olacağını düşünerek fidan alıyorlardı. Emlakçılığa karşı yürütülen birçok arazi tahviline göre de toprak sahiplerinin topraklarına dikmesi gereken meyve ağacı rakamları vardı. Böylece Chapman insanların yalnızca istediği değil, aynı zamanda yasaların da getirdiği bir şeye sahipti.Onu duyan müşteriler hevesle ona gidiyordu.

İlerlemeye devam etmek, kök salmak ve müşterileri göçünün önünde durabilmek için Chapman, yokluğunda bağlarıyla ilgilenecek insanlar tutmaya başladı.Bir yere gider, yeni bağ oluştur bir yerli tutup onu eğitir, daha sonra gelirini onlarla paylaşırdı. Sonunda da Chapman’in ona hisse sağlayan devasa bağlar ağı vardı, böylece varlıklı bir kişi olarak memleketi Ohio’ya dönüp emekli oldu ama bir yandan da ülke çapındaki bağlarından ona para gelmeye devam ediyordu.

Ticaretine başladığı zamanlar yoksulluk içindeydi ama öldüğü zaman, bugün milyon dolarlar edecek bir servete sahipti.İşi vazgeçilmezdi ve insanlar onun ürünlerini almak için çabalıyordu.Uzun lafın kısası, onun örnek bir işletmesi vardı.

Bir çalışan, patronu için vazgeçilmez hale geldiği zaman işten çıkarılmayacağını ve terfi için ilk sırada olmayı garantiler. Bunun aynısı da şirketler müşterileri için vazgeçilmez hale geldiği zaman olur. Diğer şirketler zar zor ayakta kalmaya çalışırken onlar devamlılıklarını garantilemiş olur.

Karın Dört Adımı

John Chapman gibi parlak iş adamları bile kar olmadan, ekonomik kriz sırasında çöker.Ama “Karın Dört Adımı” kuralına bağlılık, şartlar zor olsa bile başarıyı garantiler.

Bunlar aşağıdaki gibidir:

  • Yönetim

Karlı şirketler, iyi yönetilen şirketlerdir. Bir işi etkili şekilde yürütmek, personel ve takım eğitimi, faydalı iletişim veritabanları, müşteri ve potansiyel müşteri, iyi bir bütçe, güçlü muhasebe, zaman ve kaynakların iyi yönetilmesi ile mümkündür.

Akıllı işletmeciler rutin prosedürleri kolaylaştırıp, istisnai durumları daha olağan karşılamayı bilir.Örneğin; müşteri hizmetlerinin sürekli olması ve bazı çizgileri takip etmesi gerekir bu da müşteri hizmetinin problem çözme ve sıradışı durumları yönetmeyi bilen, iyi eğitilmiş insanlara bağlı olduğu anlamına gelir. Bunu da şirketin değerlerini anlayarak ve özümseyerek, çıkar elde ederek her durum altında temsil eder.

  • Para

Parayı yönetmeye dair stratejiler, geliri ya arttıracak ya da kıracaktır. Para yönetimine etkili bir yaklaşım, bazı temel unsurları içinde barındırır.Bunlar hesap yönetimi ve işletmede herkesin anlayıp uyguladığı bütçe planlarıdır. Daha sonra aşamalı olarak olsa da geliri hızlandırmak için marjlar artırılmalı.

Fiyatları sabit tutmak, olağan yıllık enflasyon yüzünden para kaybetmenize sebep olur. Daha iyi bir seçenek olarak fiyatları aşamalı olarak artırabilirsiniz, bunu da müşteri hizmetine odaklanarak savunabilir ve müşteriyi yabancılaştırmadan kazancınızı arttırabilirsiniz.İndirim ve eşantiyonlar kaldırılmalı, yerine kredi kartı

kabulü gibi kazançlı programlar getirilmeli ki, müşterilerin alım ve ödeme süreci hızlansın.

  • Pazarlama

Pazarlama satmak üzerine değil, daha çok almak üzerine odaklanmalıdır. Ürünlerin pazarlanma ve hizmeti genelde alıcının yerine daha çok satıcının bakış açısıyla düzenlenir ve o kampanyalar nadiren işe yarar.Pazarlamaya daha çok müşteri hizmeti aracı olarak bakan kişilerin hedef kitleyi anlama isteği artacağından bu onlara daha çok iş ve daha çok gelir olarak geri döner.

Müşteri odaklı pazarlama, gerçek kalite sunmaya yönelir ve müşteriye daha pahalı ürünleri satma gibi taktikleri de beraberinde getirir. Müşteri standart model yerine lüks modeli alır ve güncellemelerden faydalanmak için prim bile öder.”Çapraz Satış” da bir şirketin kendi ürünü dışında da ürün satıp müşteri çektiği bir taktiktir.Mesela müşteri sadece hamburger almak yerine onun yanına bir de patates kızartması ve içecek alır.”Aşağı Satış” da müşteri hiçbir şey almayacağı zaman işe yarayabilir. Onların bütçesine göre kendini uyumlayıp onları şirkete bağlamak, alamayacakları ürünleri sunup onları bir rakibe kaptırmaktan daha iyidir.

  • Mallar

Ticari mallara yukarıdan bakmak işletme sahipleri için iyi bir alıştırma olabilir çünkü satılan ürün ve hizmet, tüm işi tanımlayıp satış ve geliri yönetir. Öncelikle iki ürün arasında seçim yapacağınız zaman potansiyel kar marjına bakın ve en az maliyete en fazlasını sunanı seçin.

Örneğin; bilgisayar yazıcısı satışları birden yükselip birden durur çünkü bir defa yazıcı alan müşterinin yazıcısını değiştirmeye sık sık ihtiyacı olmaz.Buna karşın, kartuşların sürekli yenilenmesi gerekir bu yüzden birçok üretici yazıcı satmaktansa kartuş satar.Hatta müşterilere yazıcıyı neredeyse bedavaya verip onların tekrar tekrar dönerek kartuş almasını sağlamaya çalışırlar.Başka bir deyişle, bu yazıcı üreticileri yazıcı piyasasındayken, daha sonra kartuş satarak o ürünü destekledi.Artık kartuş işindedirler ve bu yeni ticareti sağlamak için yazıcı satarlar. Genel olarak baktığımızda müşterinin nereden geldiğini ve onları nasıl yöneteceklerini bilirler.

Hangi ürünlerin karlı olduğunu belirleyin ve onları satmaya odaklanın. Malları yönetmenin başka yolları da sadece yüksek fiyatlı ve çok satan ürünleri stoklamak, başkalarının sunmadığı özel seriler sunmak ve özel etiketli ürün taşımaktır. Sadece kaliteli ürün satmak ve bunu markanın kimliği haline getirmek her zaman mantıklı ve geliri artırıcı bir yaklaşımdır çünkü insanlar daha çok prestij, statü ve mükemmeliyet için daha fazla para harcama eğilimindedir.

 

TÜSİAD ile TÜRKONFED’in hayata geçirdiği Bölgelerarası Ortak Girişim Projesi (BORGİP) kapsamında 23 Mart 2018’de Diyarbakırlı iş insanları ile buluştuk. İşletme sahiplerine ve KOBİ yöneticilerine 6 Adımda Hızlı ve Karlı Büyümenin Yollarını aktardık. Bu vesile ile sizi bu harika proje ile tanıştırmak istedik.  (daha&helliip;)

Başarılı işletme size ve çalışanlarınıza bağımlı olmadan, tıkır tıkır çalışan, ticari ve kârlı işletmedir.

YAZI Ayşegül Akşak – ActionCOACH Türkiye

Benim gibi birçok startup ile hatırı sayılır saatleri geçenler bilir, startup demek hızlı ve mükemmel olmayan çözümler demektir. Bu yaklaşım elbette ki doğrudur ve literatürde hızlı bir şekilde yerini MVP – “Most Viable Product” olarak almıştır.

Startup’ın ilk zamanlarında maharet, hızlı ve mükemmel olmayan çözümler çıkarıp sürekli geliştirmektir. Ama faturalar kesilmeye başladığında iş, hızlı büyümenin hızının altında ezilmeyecek bir startup olmaya evrilir. Bu aşamada büyümeyi sörf dalgasına çevirmek önemlidir. Başarılı bir işletme, patrona ve çalışanlara bağımlı olmadan, tıkır tıkır çalışan, ticari ve karlı işletmedir.

Bu evredeki startuplar’ımız için bir kontrol listesi paylaşalım:

  1. “Ben X yaptıklarım = Sonuçlar” formülüne dikkat edin. Sonuçları değiştirmek için sadece yaptıklarınızı değil, bazen yapacaklarınızın önünde bir engel olan kendinizi değiştirmek gerekir.
  2. Bir başka deyişle, girişimlerinizi büyüttüğünüz hızda kendinizi de büyütüyor musunuz? Yani kendi release’lerinizi ya da üst versiyon geçişlerinizi yapıyor musunuz? Hem beceri setinizin hem de teknik yetkinlik setinizin üst versiyonu ne?
  3. Yeni çağın beceri seti listesine göre kaç puan alıyorsunuz ?
  • Karmaşık sorunları çözme
  • Kritik düşünebilme
  • Yaratıcılık
  • İnsan Yönetimi
  • Koordinasyon
  • Duygusal zeka
  • Yargı ve karar verme
  • Hizmet odaklılık
  • Müzakere
  • Bilişsel esneklik (Yeni)

(Kaynak: Future of Jobs Report, World Economic Forum 2017)

Alışkanlıklarınız ne? Haftada kaç saatinizi ”In the business- işinizi yürütmeye”, kaç saatini ”On the business- işinizi büyütmeye” harcıyorsunuz ?

  1. Aşağıdaki kimliklerin ne kadarı (%) sizi tanımlıyor?
  • Vizyon yapıcı, hayal tetikleyici               %
  • Pazarlamacı %
  • Satışçı %
  • Growth Hacker             %
  • Kültür Elçisi %
  • Rakamlarla konuşan %
  • Ürün geliştirmeci             %
  • Planlamacı %
  • Stratejist             %
  • Networker %
  • Sistem kuran %
  1. A takımını kurabilmek ustalık gerektirir ve evrensel doğruları vardır. Takım kurma ustası olmak için haftada kaç saatinizi ayırıyorsunuz? Bunun için özel destekler ya da eğitimler alıyor musunuz? DISC davranış profili biliyor musunuz?
  2. Takımınızdaki bireylere size bağımlı olmadan ve fakat şirketinizin var olma nedenine tutku ile bağlı olarak çalışması için haftada kaç saat kafa patlatıyorsunuz? Ne tür destekler alıyorsunuz? Yoksa bunu yapmak yerine hâlâ ürün mü geliştiriyorsunuz?
  3. Siz takımınıza iyi bakarsanız, takımınız da müşterilere iyi bakar, müşteriler işinize iyi bakar, işiniz de size iyi bakar.
  4. Şirket kültürünü oluşturmak için ajandanızda ne var? Ne zaman, hangi öncelikte? Peter Drucker’ın dediği gibi ”Kültür stratejiyi kahvaltıda yer”; peki sizin kahvaltınızda ne var?

Tekrarlayalım: Başarılı işletme size ve çalışanlarınıza bağımlı olmadan, tıkır tıkır çalışan, ticari ve kârlı işletmedir. Siz uyurken de büyüyen, günün sonunda sizi pasif gelir seviyesine getirecek olan girişim iş modeli, en sevdiğimiz iş modelidir. 

 Siz kim iseniz, girişiminiz de o olacak. Siz açık fikirli iseniz o da açık fikirli, siz öğrenenseniz o da öğrenen, siz dışa dönükseniz o da dışa dönük…. Çünkü bu şirketin kültürünü iğne oyası gibi tek tek işlemek ve yaşamak, delege edilemez asli görevinizdir.

 Jim Rohn diyor ki:

‘’Bir işin daha kolay olmasını değil, bu işte daha iyi olmayı dile. Daha az problem değil, daha fazla yetenek dile. Daha az meydan okuma değil, daha fazla bilgelik dile.’’

 

 

17 Eki 2017

Noktanın Üstü!

Çok basit aslında ; nasıl düşündüğünüz , neyi doğru kabul ettiğiniz , işinizde kullandığınız yöntemlerle ilgili bilgileriniz sizi bugün olduğunuz yere getirdi.

Ve fakat işinizde ilerlemek istiyorsanız, büyümek ve daha çok para kazanmak istiyorsanız veya yeni yöntemler öğrenmek istiyorsanız; yeni bir düşünme tarzı yeni bir bakış açısı benimsemeniz gerekiyor.

Şimdi size  yeni bakış açısından bahsedeceğim :

Sadece ‘’ sorumluluk almasını bilenler ‘’ devam edebilecek !     desem ?

Dünya’da her gün haksızlığa uğradığını düşündüğünüz, kötü muamele görüp , oyunun dışında kalan ; terkedildiğine şahit olduğunuz ne kadar çok masum var değil mi ? Ne kadar acı ve katlanılmaz geliyor insana…

Ancak şu da bir gerçek ki iş hayatında bu bakış açısı ile yaşamanız mümkün değildir.

Kurban psikolojisi ile hayatına devam eden insanların sayısı çok fazla olmakla birlikle gerçekten bakıldığında suçlayacak kendilerinden başka kimse olmadığı için bu kişilerin olaylara ya bir mazeret ya da bir inkarla yaklaştıklarını anlamak aslında çok da zor değil.

Örnek mi istiyorsunuz ; çalışanlarınızı düşünün . İşyerinizde hiç mi kırılan dökülen olmadı.

Nasıl oldu , neden oldu , ne oldu ? ne diye sorduğunuzda ? İlk aldığınız yanıt nedir ?

  • Ben yapmadım , ben görmedim , ben yoktum , ben yemekteydim ..…… yanıtını aldığınızı duyar gibi oluyorum  !

Bunun adı ; mazerettir sevgili patronlar !

Pekiyi biraz daha sorgulayınca; çalışanlarınıza ‘’şu kameralara bir baksak mı?’’ derseniz ne olur ?

  • Ali , Veli ‘yi…..Ahmet , Mehmet ‘i suçlar … Sonunda da hepsi inkar eder .

Siz sevgili iş sahipleri veya yöneticiler …sizlerin bu şekilde bir davranış modeli benimse şansınız var mı?

Ekibinizi suçlayabilir misiniz ? Rakiplerinizi ? Devleti ? Kayınvalidenizi ? Hava durumunu ? Lastiğiniz patlarsa ve o gün çek ödemeniz varsa ?

Yani sizler belli bir noktanın altında kalamazsınız !

Yapabileceğiniz bir tek şey var :

MAZERET / SUÇLAMA / İNKAR yerine :

Hayatınızı ve işinizi SAHİPLENMEK

Planladığınız ve gerçekleştirdiğiniz her konuda HESAP VEREBİLİR OLMAK

SORUMLULUK ALMAK ve o noktanın hep üstünde kalmak .

En doğru ve sonuca giden yolun bu olduğunu söyleyebilirim. O zaman seçiminizi yapın lütfen.

Şu anda kendinizle bir anlaşma yapın ve noktanın üstünden oynayın şu iş hayatı denen oyunu .

HEP ŞEN   Kalın 🙂

Hepşen Erginakın

 

ActionCOACH Türkiye, 2017 yılında her işletmenin bir koçu olması vizyonuyla hareket ederek, Türkiye’deki işletmelerin büyümesine yardım ederken ülkenin refahına da katkıda bulunuyor. Dünyada, işletme koçluğu kategorisinin tek sahibi olan ActionCOACH, 73 nokta ve bin 500 ofiste hizmet veriyor ve doğuya doğru daha hızlı büyüyor. Üç kadın girişimciyle kurulan ActionCOACH Türkiye de, bugün dokuz partneriyle 2020’yi 100 partner ve noktada hizmet vererek tamamlamayı hedefliyor. İşletmelerin değişim sürecine eşlik etmenin zor bir çalışma olduğunu vurgulayan ActionCOACH Türkiye ortaklarından Ayşegül Akşak, “Günümüzde bilgiye ulaşmakta kimsenin bir problem yaşadığını düşünmüyoruz ancak burada en önemli konu bu bilgiyi harekete geçirip uygulamaya koymaktır. Bir şirket kurarken avukat, mali müşavir, patent ofisleri gibi farklı alanlardaki insanlara ihtiyacımız olduğu gibi işletme koçuna da ihtiyacımız olduğunu göstermek ve bu farkındalığı yaratmak en önemli hedeflerimiz arasında” dedi.

 

Dilek SEVAL ASLANTÜRK / İstanbul

İşletmelerin, iş dünyasının giderek hızlandığı ve daha rekabetçi hale geldiği için faaliyet gösterdikleri sektörde her türlü değişimi takip etmek ve bunu yaparken de şirketin günlük işlerini yürütmenin giderek zorlaştığını dile getiren Ayşegül Akşak, İşletme Koçluğu’nun, spor dallarındaki koçlukla benzerlik gösterdiğini, nasıl büyük sporcular koçlarının, antrenörlerinin yönlendirmelerini takip ederek başarıya ulaşırsa, günümüzde giderek artan sayıda şirket sahibinin de işletmelerine kazandıracak oyun planını öğrenmek için işletme koçları ile çalıştığına vurgu yaptı. İşletme koçluğunda farkındalığı artırmayı hedeflediklerinin altını çizen Akşak, “Biz danışman değiliz veya eğitimci değiliz. Ancak işletme koçluğu danışmanlık, eğitim ve koçluğu üstünde taşıyan bir metoddur. İşletmeyi ilgilendiren pazarlama, satış, insan kaynağı, üretim, planlama, ihracat, finans ve yönetim sistemlerinin hepsi bizim ana çalışma konularımız. Fakat çalışma metodumuz, işi en başından başlayarak, bugün nerede olduğunu ve ileride nereye gitmek istediğini çözerek başlıyor” dedi. Her işletmenin yola çıkarken bir işletme koçuyla yola çıkmasını sağlamayı hedeflediklerini sözlerine ekleyen Akşak, bu kültürü ticari alanda oturtmak istediklerini belirtti. Akşak sözlerine şöyle devam etti: Bu işin paraya tahvil etme mekanizmasının üstadı biziz, üretim tarafının üstadı da işletme sahipleridir. Şimdi işletmenin ilk adımından itibaren bu iki mekanizmanın birleşmesi gerekiyor.

ActionCOACH, dünyanın her yerinde uygulama alanları farklılaşan şirket yönetimlerinin hepsini bir potada toplayarak, programlar, metodlar ve yöntemler oluşturarak dünyadaki tüm partnerlerine tekrar dağıttığını açıklayan Akşak, 73 ülkedeki on binlerce firmanın deneyiminin sürekli bir devir daim içinde olduğu bilgisini verdi. Türkiye’de işletme koçluğu sürecini işletmelerle tamamlama oranlarının yüzde 92 olduğunu sözlerine ekleyen Akşak, “Türkiye bazında bu başarı grafiğini düşürme ihtimalimiz yok” dedi. İşletmelerin yol haritasını belirleyip, ihtiyaçları olan bütün donanımları tamamlayıp, eğitim verilmesi gereken yerde eğitim şapkalarını, zamanla yarışılacak durumlarda danışman/mentor şapkalarını takarak işletmelerdeki dönüşümü sağladıklarını anlatan Akşak, uygulama alanında da her zaman birlikte yola devam ettiklerini, daha sonra da ölç ve değerlendir tekniği ve sürekli iyileştirme metoduyla ilerlediklerinin altını çizdi.

 

“İşletmeleri, Altı Adım Metodu ile karlı işletmeler haline getiriyoruz”

Sorun çözücü veya tamiratçı olmadıklarını hatırlatan Akşak, “Biz vizyoner, kendisini sürekli yeniliklere hazırlayacak donanım, knowhow ve paraya tahvil etme olanağına sahip kurumuz. Bu şekilde bakıldığında işletmelerin daha kuruluş aşamasından itibaren buna ihtiyacı var çünkü bunun bir matematiği var. ActionCOACH olarak, Altı Adım Metodu diye adlandırdıkları sektör ve lokasyon bağımsız metodla işletmeleri sahibi olmadan da ya da işletme sahibine bağlı olmadan da çalışan ticari karlı işletmeler haline getirdiklerini aktaran Akşak, vizyonla başlayan bu metodun takım ve yönetim kadrosuna kadar ilerleyen meşakkatli adımlardan oluştuğunu söyledi. Akşak, “Bir işletme sahibi bir defa bu altı adımı kendisine eşlik eden bir işletme koçu ile öğrendiği zaman, isterse 100 tane işletmesi olsun hepsinde aynı sistemi kuracağı için otomatik sisteme geçer ve bu yönetim sistemini kalıcı hale getirir” dedi.

 

“Kadın girişimci ve patronları destekliyoruz”

AcionCOACH olarak, kadın girişimcilerin ve patronların yapılanmalarını desteklediklerini açıklayan Ayşegül Akşak, “Türkiye’deki işletme sahibi olmak ve onu büyütmekle ilgili şartlarda kadınların farklı şekilde de mücadele etmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 30. Bunu yüzde 60’ların üzerine çıkarttığımız zaman, 100 milyon dolar civarı gayri safi milli hasılaya etkisi olacağının bilinciyle hareket ediyoruz. Dünyada bütün politikalar buraya doğru ilerliyor ancak Türkiye’de ise bunu realiteye çevirme zamanı geldiğini düşünüyoruz ve biz de ActionCOACH olarak, bu tarafta ana arter olarak bu konuyu yapılandırıyoruz” şeklinde konuştu. Akşak, Türkiye Ekonomi Bankası’nın birçok departmanı ile çalıştıklarını Kadın Bankacılığı Departmanının yol haritasını Kadın Bankacılığı Departmanının yöneticileri ile birlikte hazırladıklarını ve uygulamaya aldıklarını belirtti.

 

“Yıl sonunda altı ActionCOACH partnerimiz daha olacak”

ActionCOACH Türkiye’nin, bugün 12 ActionCOACH partneriyle hizmet verdiği bilgisini veren Akşak, bu yıl sonunda altı ActionCOACH partnerinin kendilerine katılacağını söyledi. İzmir, Ankara, Bursa, İstanbul’da franchise olarak partnerlerinin hizmetlerine devam ettiğini kaydeden Akşak, “Adana, Konya, Kayseri, Antalya, Mersin, Gaziantep, Samsun, Trabzon Yalova ve İzmit gibi işletmelerin yoğun olduğu illerde de ActionCOACH ofislerinin kurulmasını amaçlıyoruz. Bizim bu konuda iki farklı modelimiz bulunuyor. Biri, bu zamana kadar ilerleme taktiğimiz olan, tek çalışan ActionCOACH partnerlerimiz, ikincisinin ise 2018 Ocak ayında lansmanını yapmayı planladığımız, Business Growth Center lar. 15-20 ya da daha fazla ActionCOACH ile hizmet vermek isteyen Business Growth Center lara yatırım yapacak yatırımcılarla buluşacağız. Sonra onların bu İşletmeyi Kurmaların, İşletme Koçlarını istihdam etmelerine ve işletmelerine destek vereceğiz. 10-15 İşletme Koçu ile hizmet veren bir BUSINESS GROWTH CENTER ın, yıllık cirosunun min 2.000.000 USD olmasını bekliyoruz. Asıl agresif büyümelerinin burada başlayacağını dile getiren Akşak, sektördeki bu kavramlarının oturduğunu, başarı hikayelerinin oluştuğunu, akreditasyonu gerçekleştirdiklerini ve şimdi de yayılma zamanı olduğunu vurguladı. Akşak, 2019 ve 2020’ye geçiş rakamlarının bu yapılanma sonrasında daha yüksek olmasını beklediklerini dile getirdi.

Silikon Vadisi’nde bir Türk: H. Furkan Kimkak

Halil Furkan Kimkak Kimdir?

Elektrik ve Elektronik Mühendisi Halil Furkan Kimkak, Selçuk Üniversitesi öğrencisi iken TEB Let’sUp programına katıldı ve bu program kapsamında ActionCOACH Türkiye ekibimizden Sibel Kınak tarafından verilen “DISC ile Yönetsel Beceri” eğitimini aldı.

Daha sonra Silikon Vadisine gitmeye hak kazanan H.Furkan Kimkak, seyahati ile ilgili gözlemlerini düşüncelerini, yine Sibel Kınak aracılığı ile ActionCOACH ile paylaştı

Özellikle genç girişimciler olmak üzere tüm işletme sahipleri için çok faydalı bilgiler içeren bu yazısı için kendisine teşekkür ediyor ve sizi kendi anlatamıyla Silikon Vadisi hikayesi ile başbaşa bırakıyoruz.

Silikon Vadi’sine doğru…

Selçuk Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği’ nden mezun olmadan altı ay öncesinde girişim fikrim ile Selçuk Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (SelçukTTO) tarafından eğitim almaya başladım. Bu eğitimleri alabilmek için son otuza kalarak, beş ay boyunca girişimcilik üzerine eğitim programına dahil olmaya hak kazandım. Bu eğitimler neticesinde, iş fikrimi, pazar analizi, müşteri analizi, kişisel gelişim, şirket içi yönetim, iş bölümü, satış planlamaları gibi bir çok konuda geliştirdim. Eğitimlerin sonucunda son 5 Lets Up projesi seçildik ve bu projelerden sadece ikisi Silikon Vadisi’ ne gönderilecekti. Son bir performans ile birinci seçilerek Silikon Vadisine gitmeye hak kazandım.

Gitme günü geldiğinde yurtdışına çıkış için tüm belgelerim hazırdı. Silikon Vadisi, San Francisco’ da geçireceğimiz bir haftalık süreçte, otel, şehir içi ulaşım, gidiş dönüş uçak biletlerimiz ile birlikte üç öğün yemek ve genel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir haftalık harçlık, sponsorlar tarafından karşılandı. Önceden planlama belli olduğu için her firmaya ve San Francisco’ ya hazırlıklı gittim. Uçaktan indiğimizde bizi karşıladılar ve otelimize yerleştik. Bu kısımda kısaca gözüme çarpan, beklediğimden daha fazla asya kökenli insan ile karşılaşmak oldu. Aksanlarını anlamakta bir müddet gecikmeler olsa da 1-2 gün içerisinde alıştım.

Konakladığımız otele Twitter’ ın uzaklığı yüz metre kadardı. Her gün yemek yemeye giderken veya markete giderken Twitter’ ın önünden geçiyorduk. Silikon Vadisinin en önemli ve güzel özelliklerinden biriside bu networking olayı. Yaşadığınız teknik problemleri mail atmak yerine direk ofislerine giderek sorabiliyorsunuz. Veya ortak bir çalışma kurmak isteyen bir firmanız varsa, yetkililerle kısa sürede ağ oluşturabiliyorsunuz. Yeni geliştirilen frameworkleri çok yakından takip edebilip, bir Twitter t-shirt’ ünü nereden alabilirim diye sorduğunuz kişi Twitter’ da çalışan bir yazılım geliştirici olabiliyor.

Otele çantalarımızı yerleştirdikten sonra şehir turuna çıktık. San Francisco yapı olarak dik bir şehir. Eğik bayırlardan uzun bir iniş ve çıkış yapabiliyorsunuz. Birçok ırk ve milletten insanı bulunduruyor. San Francisco’da kapitalizm çok keskin diyebilirim. Bu da dayanamayan insanların ekonomik çöküş yaşamasına sebep oluyor. Yollarda çok sayıda evsiz görmek mümkün. Siyahi çeteler de çok rahat bir şekilde gözünüze çarpıyor. Yüksek egzoz sesi çıkararak araba süren çete üyeleri de görmek mümkün. Bu arabaların arkasında sirenleri yakıp giden 2-3 polis arabası da…

10 saatlik saat farkının benim için ilk birkaç günlüğüne sorun olabileceğini düşünüyordum. Fakat, 12 saatlik uçak yolculuğunun vermiş olduğu yorgunlukla, otele yerleştikten sonra istirahat için geçen ilk gece deliksiz bir uyku ile fazla zaman geçmeden alıştım. Ancak döndüğümde gerçekten çok sert bir şekilde etkilendim. 3 gün olmasına rağmen hala kendime gelemedim.

Bölgede böyle bir ekosistemin oluşmasında en büyük etki tartışmasız bir şekilde üniversiteler… Girişimcilik doğrudan üniversitelerde aşılanıyor ve ekosisteme hazır şekilde mezun oluyorlar. Türkiye’de eksik olan belki de bu olabilir. İş fikri ve teknik ekip iyi olabilir ancak doğru iş yönetimi, yeni pazarlama stratejileri konusunda eksikler olduğundan dolayı milyar dolarlık seviyeye henüz gelememiş olabiliriz.

Türkiye’den farklı olarak, Türkiye’de bizler ürün hazır olduktan sonra nerdeyse piyasaya sürülecek halde iken kullanıcılardan geri dönüş almaya çalışıyoruz. Silikon Vadisi’nde ise basit bir Landing Page website ile örnek olarak kullanıcılardan feedback alınıp ona göre ürün geliştiriliyor. Ek olarak bu websiteden mail adresleri gibi iletişim adresleri toplanarak ürün yayınlandıktan sonra da kullanıcıya ulaşım sağlanıyor.

Başka bir problem ise ürün ile alakalı feedbackleri yanlış kişilerden alıyoruz. Bunu Silicon Valley dizisindeki bir olaydan hafif spoiler vererek açıklayabilirim. Sıkıştırma hizmeti sunan genel kullanıcı kitlesi için bir platform geliştiriliyor. MVP halinde yakın çevrelerinden (mühendis) feedback alıyorlar. Herkes mükemmel, kusursuz şeklinde geri dönüş yapıyor. Bunun üzerine genel kullanıma sunuyorlar. Yüksek kullanıcı geliyor, her şey dışardan mükemmel görünüyor ancak şöyle bir problem var. Kullanıcı bağlılığı yok. Çünkü kullanıcılar sistemi fazla karmaşık buluyor ve ne yapacaklarını anlamıyorlar. Kısaca soruları doğru kişilere sorma konusunda eksiğimiz olduğunu söyleyebilirim.

İşbirliği olarak, aralarında çok iyi bir koordinasyon var. Pazardan yani müşteri edinme tarafından rekabet ediyorlar. Start-up’ lar birbirlerinin teknolojilerini kullanmaya çok açıklar. Her şeyi kendileri geliştirmek yerine yaptıkları işin core kısmını kendileri uğraşıp orada mükemmelleşme yakalamaya çalışırken kalan kısmında kullanabilecekleri altyapılarla işbirliği yapıyorlar.

Müşteri Odaklılık

Müşteri odaklılık konusunda en başından bütün süreçleri müşteriye göre tasarlıyorlar. Özellikle müşteriye temas eden operasyonları çok titiz yürütüp aynı zamanda hiç ama hiç bırakmadan sürekli her fırsatta geri bildirim alıyorlar. Yaptıkları işin ne olduğuna değil müşterinin neye ihtiyacı olduğuna dikkat ediyorlar. Bu temel bir felsefe haline gelmiş . Farklı bir teknoloji bile geliştirmiş olsalar ürünleştirme sürecinde bunu kullanıcıların hayatlarının içinde yer bulacak şekilde ürünleştiriyorlar. Gerekirse farklı alanlarda hizmet sunup ürünün kullanım ömrü boyunca bir yandan para kazanırken diğer yandan da asıl ana teknolojilerini kullanabilecekleri ve yüksek kar edebilecekleri sürece müşteriyi hazırlıyorlar. Müşteri alışkanlıklarını, beklentilerini yönlendirerek ve eğiterek keşfetme temelli yol haritaları kullanıyorlar.

İletişimde ise çok açık ve netler. Herkes sonuç odaklı ve kimse kelimelerin söyleniş şekli, formatı ile uğraşmıyor. Yani cümlelerin altında anlam aramak yerine direk aksiyon alıyorlar ya da düşüncelerini net bir şekilde ifade ediyorlar. Network konusunda çok iyiler, her fırsatta ilişki kurup devam ettiriyorlar. Örnek : Uber’de taksi paylaştığım kişi hala havadan sudan konularda benimle mailleşiyor, İstanbul hakkında sorular sorup oradaki gelişmelerden bahsediyor. Ve ikimiz de artık birbirimizin ne iş yaptığını biliyoruz. Hatta geçtiğimiz günlerde kendisine bir iş yönlendirdim.

Kültür olarak orada birikmiş bir kritik kütle var. Belki bunun etkisi olabilir ama kendi katıldığım meet-up’ lar da gözlemlediğim kadarıyla yaptıkları şeyi özümseyerek yapıyorlar. Herkes bizim gibi sunum yapıyor ve kabiliyet olarak bizim başladığımız yerden başlıyorlar. Yüksek adaptasyon ile başarılı oluyorlar. Para kazanma odağı var. Bu bilinen bir şey ama oradaki Türk evsiz bile sorduğumuz soruya cevap vermek için 20$ istedi. Sürekli yaptıkları işin çıktısını paraya dönüştürme farkındalığı en başından itibaren pazarda yer edinmenin, pazara adapte olmanın farkındalığıyla iş yaptırıyor.

No Drama! Bu benim için en önemli gözlem. Türkiye’ de hikayeleştirme gibi metaforlara inananlardan daha fazla odaklanılıyor. Burada sosyal bir problemi de çözseniz, başka bir iş de yapsanız drama yapmanız gerekiyor çoğu zaman. Müşterinizin ya da dinleyici kitlenizin duygusal taraflarına vurmaya çalışılıyor. Orada herkes başarı/sonuç odaklı. Performans kriterlerinin başarı oranına göre değerlendiriliyorsunuz neden bu işi yaptığınızla değil. Mesela evsiz çocuklarla ilgili bir iş yapıyorsanız onların hangi problemlerinin olduğuyla değil o problemlerin ne kadarını çözdüğünüzle değerlendiriliyorsunuz. Ya da ben evsizdim, ya da onlara çok üzülüyorum o yüzden bu işi yapıyorum değil olay, bununla ilgilenmiyorlar. Kim olduğunuz değil işte ne kadar iyi olduğunuz önemli.

Zaman yönetimi en önemlisiydi. Zamanın ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Bir şeye vakit ayırdıklarında onu yapıyorlar. Hafta içi diğer Amerika şehirlerine göre veya Türkiye’deki bazı şehirlere göre gece hayatı San Francisco da yok denecek kadar az. Sadece hafta sonları var. Bizim gibi sokakta hayat var kültürü yok. Bunu cidden vakit kaybı, bilinçsizlik olarak görüyorlar. Birçok şeyin saati belli. Kahvesi, yemeği… Bundan taviz vermiyorlar, çok iş yapmıyorlar, yaptıkları işi verimli yapıyorlar. Bir şey için ayırdıkları zaman dolduğunda gerekirse konuşmanızın bitmesini beklemeden ayrılıyorlar.

Programın 1.günü

Programın ilk günü, diğer girişimcilere projelerimizi tanıtabilmek ve hedef müşteri kitlelerimizi netleştirmemize yardımcı olabilmek için Lean Startup Uzmanı Tristan Kromer tarafından Business Model Design eğitimi alındı. Bu eğitim ile müşteri, değer önerisi, altyapı ve finansal değerlerin arasındaki ilişkileri girişimciler olarak kendi fikirlerimize uygulayarak, öğleden sonra T-Jump yöneticisi Barkan Uluışık tarafından Silikon Vadisi ekosistemi ve kültürü üzerine bilgilendirildik. Özellikle A.B.D. ve Türkiye arasındaki sistemsel girişimcilik fırsatları farklarına odaklanan bu toplantı, benim ve diğer girişimci arkadaşların sorularının cevaplanması ile sona erdi.

Programın 2. günü

Programın ikinci gününde girişimci ekibi olarak, inovasyon koçu Nick Noreno eşliğinde uygulamalı müşteri geliştirme ve mülakat teknikleri eğitimi aldık. Müşterilerimizin sahip olduğu ihtiyaçları, onların motivasyon ve değerlerine yönelik iç görüler oluşturmamıza yarayacak sorular listesi çıkarmışlar ve bu soruları diğer katılımcılar üzerinde deneme şansı yakaladık. Öğleden sonraki oturum Udemy ve Carbon Health firmalarının kurucu CEO’su Eren Bali’nin paneliyle devam etmiştir. İş modelinde müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda pivot etmenin, Silikon Vadisine geldikten sonra Udemy’nin tekrar doğmasını sağladığını belirten Bali, ürünün çalıştığını ve piyasa tarafından tutulduğunu hisseden her girişimcinin vadiye gelerek buradaki ‘early adopter’ (erken benimseyici) müşteri marketinden yararlanması gerektiğini dile getirdi.

Programın 3. günü

Programın üçüncü günü Palo Alto bölgesinde yer alan girişim ve başarılı şirketler ziyaret edildi. Sundukları sağlıklı ve diyet yemek seçenekleriyle, öğle yemeğinizi kapınıza kadar getiren ve Stanford mezunları tarafından kurulan Farm Hill’in mutfak olarak da adlandırılan ana ofisi ziyaret edildi. Günde 2500’e yakın öğün öğle yemeği servis eden Farm Hill’in operasyonunu gözlemleyerek, yazılım ile desteklenen e-ticaret ve lojistik altyapılarıyla bu girişimin yemek yeme kültürünü nasıl değiştirdiklerini öğrendik. Bir sonraki durak eski Apple çalışanı olan Tony Fadell tarafından kurulan ve daha sonra Google tarafından satın alınan Nest Labs’di. Geçtiğimiz iki yıl içerisinde çalışan sayısını ikiye katlayarak, termostattan akıllı kamera sistemlerine kadar birçok ürün sunan Nest, çok gündelik cihazların bile iyi bir müşteri deneyimi oluşturmak üzerine kurgulanarak markette heyecan oluşturabileceğinin en iyi örneği idi.

İş geliştirme departmanın başında bulunan Scott McGaraghan, Google tarafından satın alındıktan sonra Google kültürünün şirkete işlediğini, ancak bunun girişimcilik kültürünü beslediğini belirtti. Bir sonraki durak Google’ın biyoteknoloji ve biyomühendislik üzerine çalışmalarının yürütüldüğü Google X Verily kampüsüydü. Platform yöneticisi Collin Walter, girişimciliğini Google’a taşıyarak gerek insan kaynağıyla gerekse finansal desteğiyle fikirlerini pratikte uygulanabilir hale getirmek için çalıştığını belirtti. Üniversite hayatından beri çok farklı girişimlerde bulunmuş Collin, fikirlerin gerekli kaynaklarla doğru yönetilirse tüm dünya üzerinde etki bırakabileceğini ve Verily’nin şu an kanser, diyabetik gibi çeşitli hastalıkların erken tanılarını gerçekleştirebilecek bir test prosedürü&cihazı üzerinde çalıştığını belirtti. Günün son durağı, Artificial Intelligence (Yapay Zeka) uygulamaları ve yeni kurulan donanım laboratuvarıyla farklı alanlara genişleyen Facebook şirketiydi. Bu şirkette ‘Marketplace’ (Pazaryeri) uygulamalarında çalışan Bowen Pan, K12 uygulamalarında ürün mühendisliği yapan Gülin Yılmaz ve IT uzmanı Kaan Baloğlu ile görüşüldü. 6 haftada bir yapılan hackathonları ve ufak çalışma gruplarıyla şirket içi girişimciliği cesaretlendirilen bu şirkette, her geliştirmenin önce binlerce kullanıcı tarafından test edilip, ürün-pazar yeri uyumu yakalandıktan sonra geliştirmelerin tüm sisteme uygulanarak her adımda müşteri validasyonu yapılmasının önemine değinildi.

Programın 4. günü

Programının dördüncü günü, geleneksel araba satış endüstrisini alt üst eden Y Combinator girişimi Carlypso ile başladı. Carlypso, ikinci el araba alım satımında tüm müzayedeleri ve web sitesi içeriğini irdeleyerek, kullanıcı adına gerekli tüm teknik ve ekonomik kararları almak ve arabayı yeni sahibine en iyi şekilde bırakmak üzerine kurulmuş bir yazılım ve servis girişimidir. Yapılan panelde Carlypso kurucu CEO’su Nicky Hinrichsen, biz genç girişimcilere öncelikle olarak çözdükleri sorundan en mustarip olanlardan başlayarak, müşterilerin beklentilerini aşan servis ile müşteri memnuniyetini arttırmamızı öğütledi. Daha sonra, firmadan müşteriye ulaşacak tüm mal ve hizmetlerin sevkiyatının rotasından takibine kadar tüm aşamaları yazılım ile çözen sevkiyat yönetimi uygulaması Onfleet ziyaret edildi. Onfleet kurucu CEO’su Khaled Naim, bizlere müşterinin problemini çözmek için en temel sorundan yola çıkmalarını, eğer bu noktayı bulabilirsek ek özelliklerle müşteri deneyimini arttırmamızı önerdi.

Öğleden sonra ziyaret edilen Samsung Accelerator (Hızlandırıcı), girişimci ekibimiz ile Samsung firması arasındaki iletişimi ve kurum içi girişimciliği arttırmak için kurulmuş bir merkezdir. Merkezdeki süreçler hakkında bilgi aldık, daha sonra merkezde çalışan girişimcilerle sohbet ederek, kendilerine sunulan farklı bir girişimcilik deneyimi yolunu gözlemleme şansı bulduk. Günün son durağı Rhumbix, geleneksel inşaat sanayisini takip ve data görselleştirme araçlarıyla alt üst eden yeni bir girişimdi. Araçların ve kişilerin üzerine yerleştirilen sensörlerle yer, sağlık ve performans gibi birçok kriteri izleyebilen bu start-up, kullanıcılarına zaman kaybına neden olan noktaları grafik ve hızlı raporlamalarla sunarak inşaatın zamanında tamamlanması için danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Başlangıçta sadece işçilerin konumlarını gözlemleyerek inşaat sektörüne uygun raporlar çıkaran Rhumbix kurucu CEO’su Zach Scheel, daha sonra müşterilerinin ihtiyaçlarını daha iyi dinledikçe farklı özellikler eklediklerini ve hedeflerinin inşaat sektöründe büyük data işleyerek firmalara inşaatın yönetimi konusunda temel atımından anahtar teslimine verimli danışmanlık hizmetleri sunmak olduğunu belirtti.

Programın 5. günü

Programın beşinci gününe Stanford kampüs ve laboratuvarlarını gezerek başladık, daha sonra Stanford Graduate School of Business’i ziyaret ederek girişimcilere sunulan yüksek lisans programları ve uygulamalı uzmanlaşma olanakları konusunda bilgilendirildik. Stanford Girişimcilik Merkezi ziyaretinin ardından Tasarım Odaklı Düşünme metodolojisinin en köklü temsilcilerinden olan d.school ve Venture Studio ziyaret edildi. Embrace gibi yer koşullarının zorlu ve soğuk ortamlarda bebeklerin vücut sıcaklığını korumak amacıyla kurulan sosyal girişimlerden, Nike’ın yeni ayakkabı tasarımlarının yapıldığı inovatif teknik çalışmalara kadar geniş bir yelpazede çalışan d.school’da, biz girişimcilere tasarım odaklı düşünme metodolojisine giriş dersi Kerem Alper tarafından verildi. Programa, San Francisco’da bulunan ve dünyanın en ünlü uygulamalı bilim, sanat ve insan algısı müzelerinden biri olan Exploratorium’da gerçekleştirilen gezi ile son verildi.

Umarım tecrübelerimi paylaştığım bu yazı faydalı olmuştur. Silikon Vadisinde gördüğüm, yaşadığım tecrübelerden doğru olduğuna inandığım noktaları paylaşmak ve Türkiye’de uygulamak bu gezinin bendeki temel amacı oldu.

Halil Furkan Kimkak

furkankimkak@gmail.com