İlham verici birçok konuşmada kendiniz için çalışmanın öne çıkartıldığını fark etmişsinizdir. Peki kendiniz için çalışmanın yolları neler olabilir, bunu hiç düşündünüz mü? Burada deneyebileceğiniz iki farklı yöntem var; kendi işinizi kurmak veya freelance olarak çalışmak. Her iki çeşit çalışma biçiminin de size başkaları için çalışmaktan çok daha fazla özgürlük alanı tanıyacağı kesin! Kendi kurallarınızı koyabilir, kendi ekibinizi kurabilir ve şirketinizi ilgilendiren kararlardan dilediğinizi alabilirsiniz.

Maaşlı çalıştığınız işinizi bırakmak veya iş hayatında ilk adım olarak kendi işinizi kurmanın iyi ve güzel taraflarından bahsetmeden önce gelin biraz zor yanlarından bahsedelim. Öncelikle yeni işinizi kurduğunuz ilk zamanlarda para akışınız düzensiz olacaktır, her ay aynı ciroyu tutturmanız ve düzenli olarak ciro artışı sağlamanız biraz zamanınızı alacak. Üstelik bu süreçte işlerinizi düzene oturtmak için çok sıkı çalışmanız gerekecek. Bu nedenle iyi düşünmeniz gerekiyor. Kendisi için çalışmak herkese göre bir yol değildir. Sadece kendi işinizde çalışmanın artı ve eksilerini yönetebilenler, kendi işlerinde çalışmaya başlamanın başkaları için çalışmaktan daha keyifli olduğunu fark edecektir.

Şimdi biraz da kendiniz için çalışmanın nelere olanak sağladığına bakalım;

  • Kendinizi başkalarının kısıtlamalarından arındırabilirsiniz!

Sizin için kısıtlamalar neler? Biz kısıtlamaları sadece başkalarından emir almak olarak görmüyoruz. Bir başkası için çalışmış herkes bilir ki işe alım, terfi, görev değişikliği gibi konularda önceliğiniz olması için departmanınızda ya da ofisinizdeki en iyi çalışan olmanız hiçbir zaman yeterli değildir. Patronun yeğeniyle aynı departmanda çalışmanız, müdürünüzün rakip futbol takımını tutması, belki de hiç neden yokken sizden hoşlanmamış olması, iş hayatında bir sonraki adıma geçmenize mani oluyor olabilir. Başkaları için çalışırken her zaman başkalarına bağımlı olursunuz. Kendiniz içi çalışmak da çok kolay bir rota değildir, ancak işinizde yapmak istedikleriniz, olmak istedikleriniz için bundan sonra kimseye yalvarmak, bağımlı olmak zorunda olmayacaksınız!

  • Kazançlarınız bundan sonra sınırsız olacak!

Hangi sektörde, hangi firmada çalışıyor olun kazancınız ve kazanabileceğiniz paranın her zaman bir sınırı vardır. Tabi ki ücret artışı, prim gibi konular için pazarlık edebilir ve gelirlerinizi arttırabilirsiniz ama yine bir yere, bir sınıra kadar. Fakat, eğer bir iş kurar ve kendiniz için çalışmaya başlarsanız, bu sefer servetinizin miktarı işinizi ne kadar büyütmek istediğinizle doğru orantılı olacak. Dünyanın en varlıklı insanlarını düşünün, sizce oraya başkaları için çalışarak mı yoksa kendileri için çalışarak mı geldiler? Zengin olmak, belki de sınırı olmayan tek süreçtir. Ayrıca kendi işinizin patronu olarak artık kimseye zam için yalvarmak zorunda olmadığınızı hatırlatmamıza gerek var mı?

  • Zamanınızı istediğiniz gibi yönetebilirsiniz!

Canınız bir tatile çıkmak veya sadece işlere ara vermek mi istedi? Özellikle freelance çalışmayı seçenler bu konuda çok şanslı! Yeni bir iş kurmuş patronlar için planlama yapmadan 1 hafta izne çıkmak büyük bir lüks olsa da patron olarak siz de doğru bir planlama ile küçük kaçamaklar yapabilirsiniz. Başka birisi için çalışıyorken iş yükünüzü ve ne iş yapacağınızı siz değil çalıştığınız kişi belirler. Oysa freelance çalışanlar tamamen bağımsız çalışanlardır, kimin neye ihtiyacı var onu bulur ve bu ihtiyacı, eğer istiyorlarsa karşılarlar. Freelance çalışmaya başladıktan sonra işinizi, iş yükünüzü, çalışma saatlerinizi, tatillerinizi istediğiniz gibi düzenler ve en önemlisi farklı bir iş yapmak isterseniz kimsenin onayını beklemezsiniz!

İster kendi işinizin patronu olun, ister kendi işinizin patronu olmak isteyin; gelin bu yolda Actioncoah Türkiye ekibi olarak beraber yürüyelim. Detaylı bilgi için info@actioncoachturkey.com mail adresi üzerinden bizimle temasa geçebilirsiniz.

Kaynak: http://bradsugars.com/2017/02/02/why-working-for-yourself-beats-working-for-others/

Planlama Yaparken Bu Adımı Sakın Atlamayın!

Bir şirket sahibi olarak, her sene başına yakın dönemde ya da her çeyrek başına yakın dönemde tüm şirket olarak “planlama” moduna girdiğinizin farkındayız. bu dönemlerde stratejiler ve taktikler hazırlanır, bir aksiyon planı çıkarılır ve gelecek aylarda şirketin hep bir adım ileriye gitmesi hedeflenir..

Çoğu şirket sahibi bu konuyla ilgili çalışmalara başlamadan ve bu döneme girmeden önce yeni dönemde “temiz bir başlangıç” yapmak fikri ile yola çıkar, ancak aslında yapılması gereken tam da bu mudur, yoksa “planlama” aşamasına geçmeden önce, daha farklı bir yaklaşım mı gerekir?

Stratejik Planlamada Dikiz Aynasının Önemi

Dikiz aynası arabanızın, siz önünüze ne kadar dikkat etseniz de, arkada olan bitenden de haberdar olmanızın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyan bir parçasıdır. Siz yolunuzda sorunsuzca giderken, arkada olan bitenden haberdar olmazsanız, siz farkında olmadan hızlı size yaklaşan bir araçla çarpışabilir, ya da ilerlerken yapmak istediğiniz yön değişiklikleri sırasında arkadan gelen birileriyle çarpışabilirsiniz. Her koşulda, arkanızda ne olup bittiğinden haberdar olmanız çok önemlidir.

Aynı dikiz aynanızın sürüş güvenliğinizdeki önemi gibi, arkanıza yani geçmişe bakmanın, ileriye yönelik stratejik planlarınıza etkisi de yadsınamaz!

Şirketinizin düzgün bir yolda ilerleyebilmesi ve büyümesi için her ne kadar 2017’ye yönelik planlar yapsanız da, bir gözünüzün dikiz aynanızdaki 2016’da olması çok önemlidir: geçtiğimiz sene neler doğru yapıldı, neler daha iyi yapılabilirdi… Bu konular, çok daha sağlam bir 2017 stratejik planı kurgulamanız için iyi bir başlangıç oluşturacaktır, bu nedenle içinizden gelen “sıfırdan başlamak ve temiz bir sayfa açmak” isteğini biraz bastırıp, geçmişi biraz irdelemenizi öneriyoruz ve bunun 2 çok önemli sebebi olduğunu savunuyoruz!

Stratejik Planlama Yaparken Geçmişi İrdelemenin 2 Önemli Sebebi

Birinci önemli sebep, 2016’ya daha dikkatli bakmak ve “ders çıkarmak”. Eminiz, 2016 yılı boyunca bazı kazanımlarınız ya da kayıplarınız oldu, ancak hepsinden önemlisi, bu kazanım ve kayıplarınızdan bir şeyler öğrendiniz, değil mi? İşte stratejik planlamada geçmiş seneden öğrendiklerinize bağlı hareket etmek, sizi bu sene daha az hata yapmaya ve daha çok kazanmaya yöneltecek.

Stratejik planlama yaparken geçmişle bağınızı koparmamanızı gerektiren ikinci önemli sebep ise, kendinize ve şirketinize olan inancınızı kuvvetlendirmeniz için. Peki, bu neden önemli? Düşünsenize, bu sene belki bu ay, belki 2-3 ay sonra öyle bir döneme gireceksiniz ki, yoğunluk, stres, yetiştirilmesi gereken işler, beklentili müşteriler… Şimdiden telaşlandınız değil mi? Ama geçen seneyi düşünün, 2016’da bu ve buna benzer birçok dönemi atlattınız ve şuan buradasınız! İşte bu yüzden, geçmişe bakıp neleri başardığınızı görebilmek çok önemli, kendinize ve şirketinize karşı inancınızın tam olması, daha güvenle daha zor işlerin altından kolayca kalkabilmenizi sağlayacak.

Bu sebeplerden ötürü, stratejik planlama yaparken ve yönünüzü belirlerken bir gözünüzü her zaman dikiz aynasında tutmanız gerekir. Geçmişteki hareketlerinizden öğrenerek ve geçmişte başardıklarınızı fark ederek, çok daha başarılı ve kazançlı bir yıl geçirmenizi dileriz!

Son dönemlerde müşterilerimizin bazılarını ekiplerinden yakınırken yakaladık. Genelde ekiplerini yönetmeye çalışan bu kişiler, ekip içerisinde bir sorun olduğunda ilgili kişiye “neden problem yaşandığı” konusunda soru yöneltince, ekip üyeleri gerçek sebepleri açıklamak yerine bahaneler üretiyorlarmış. Bu konudan yakınan birçok müşterimizin olduğunu fark ettik ve bu yazıyı oluşturmaya karar verdik. “Ekip üyelerinizin yapamadıkları ya da kötü bir performans ortaya koydukları işlerle ilgili sürekli bahaneler üretmelerini nasıl engellersiniz?” Gelin, bakalım…

Bu konuda en önemli noktalardan biri, soruyu ekip üyelerine nasıl yönelttiğinizdir. Eğer siz “neden” sorusunu sorarsanız, büyük ihtimalle “çünkü” cevabını alırsınız… (ki bu ‘çünkü’lerin devamı ya bahanelerle ya da özür dilemekle gelir.)

Eğer bir işin neden yapılmadığına dair gerçek sebeplere ulaşmak istiyorsanız, ekibinize doğru soruları yönlendirmelisiniz: geçmişe yönelik değil, şu anın ya da yakın geleceğin bir resmini onlardan istemelisiniz, aksi takdirde sadece geçmişte olmuş bitmiş şeylere bahaneler üretir olduklarını fark edersiniz. Ancak sorularınızda “şimdi ne yapıyoruz?”, “bundan sonraki adımımız ne?” ve “şimdi önümüzde ne var?” gibi ileriye dönük ifadeler kullanırsanız ekibinizi sürekli sonuç almaya ve her zaman işi geliştirmeye yönelik cesaretlendirmiş olursunuz. Böylece geçmişte yapılmış bir hata ya da karşılaşılan performans düşüklükleri geleceğe yansımaz, çünkü tüm ekip, işlerin “yarın” (her geçen gün) daha iyi olması için çabalamaya başlar.

Ekibinize işlerle ilgili durumları sorarken her zaman sorularınızı geleceğe bağlantılı olacak şekilde oluşturun, çünkü bir yönetici olarak sizin en önemli göreviniz, sizinle birlikte çalışanları (ekip arkadaşlarınızı) ya da sizin için çalışanları (çalışanlarınızı) işletmenizi ileriye götürmek için gerekli motivasyonu yaratmaktır.

Bu nedenle soracağınız soruları aşağıdakiler gibi şekillendirebilirsiniz:

  1. Bu işin tamamlanması için ne yapmamız gerekiyor?
  2. İşin bitmesine yönelik bundan sonraki adımın ne olacak?

Yukarıdaki gibi sorularla “işin neden tamamlanmadığı” sorgulanırken, amaç aslında “neden” i öğrenmek değil bu işin “nasıl” tamamlanacağına yönelik bir yolu ekibin kafasında şekillendirebilmektir. Bu sayede “bahaneler” yerine “aksiyon adımları” duyarsınız.

 

Gördüğünüz gibi, doğru cevaplara ulaşmak için doğru soruları sorabilmek çok önemlidir. Eğer ekibinizin size sürekli bahaneler üretmesini istemiyorsanız, bu önerimize kulak asın. İnanın, değişimi hemen göreceksiniz!

Yakın zamanda müşterilerimizden birinden yeni bir soru aldık ve bu sorunun cevabını birçok işletme sahibinin de öğrenmek isteyeceğini düşündük, bu nedenle bu yazımızı oluşturduk. Peki bu soru neydi?: “Bir potansiyel müşterinin iyi bir müşteriye çevrilebilmesi için kaç kere satış girişiminde bulunulmalı? Diğer bir deyişle, satış süreciniz kaç adımdan oluşmalı ki potansiyel bir müşteri uzun süreli bir müşteriye dönüşsün? Hemen yanıtına bakalım…

Bu sorunun cevabı aslında büyük bir önem teşkil ediyor, çünkü işletmelerin çoğunu incelediğimizde ya yeterli satış adımlarını oluşturmamış olduklarını görüyoruz, ya da verimsiz bir çok satış adımı ile potansiyel müşterileri kaçırdıklarını… Tabi her iki durum da zayıf bir satış hunisini ve zaman artı para kaybını da beraberinde getiriyor.

İşletmeniz için önemli olan, sürdürülebilir bir satış hunisine yani satış süreçlerinizin tamamının sürdürülebilir olmasıdır. Bu noktada kendinize sormanız gereken sorular:

  • İçinde bulunduğum sektöre göre satış sürecim nasıl olmalıdır?
  • Harcadığım pazarlama ve finansal eforuma göre tek bir potansiyel müşterime kaç kere satış girişiminde bulunmalıyım ki, bu potansiyel müşteri kaliteli ve sürekli bir müşteriye dönüşsün?

Bu sorulara bulacağınız yanıtlardan önce sizinle önemli bir istatistiği paylaşmak istiyoruz: 50,000 potansiyel müşteriyle yapılan analizler sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır: küçük ve orta ölçekli hedef kitlenize yönelik satış süreci adımlarınız değişiklik göstermektedir. Aşağıdaki sonuçlara bakarak kendi şirketinizin hangi gruba dahil olduğunu belirleyebilirsiniz:

  • Eğer küçük ölçekli şirketler sizin hedef kitleniz dahilinde ise en ideal satış süreci yaklaşık 5 adımdan oluşmaktadır.
  • Eğer orta ölçekli şirketlere yönelik bir hedeflemeniz varsa, sizin için belirlenen en ideal satış süreci minimum 8 adımdan oluşmalıdır.
  • Eğer hedef kitleniz büyük ve kurumsal şirketler ise, potansiyel bir müşteriyi sürekli bir müşteri haline getirmeniz için daha uzun süreçler ve daha fazla adım gerekmektedir. Burada da minimum 12 adımdan oluşan bir satış sürecinin işe yaradığı gözlemlenmiştir.

Şimdi bu sonuçlara bakarak da anlayacağınız üzere, örneğin orta ölçekli bir şirkete satış yapmaya çalışıyorsanız, normalde 5 satış girişiminizden sonra “yok, bu iş olmayacak, olumlu bir yanıt alamadık” demeniz ve vazgeçmeniz, aslında sonuca çok yakın bir noktada müşteriden vazgeçmiş olmanız anlamını taşımaktadır. Bu nedenle ortalama satış girişimi adımlarınızı hedef kitlenize göre bilmeniz, ve potansiyel müşterilerinizden vazgeçmeden önce, en az bu sayıda girişimde bulunmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın.

 

Şimdi, geçmişte attığınız satış süreci adımlarınıza bir göz atın. Muhtemelen çok çabuk vazgeçmiş olduğunuzu göreceksiniz, ve belki de bazı durumlarda 5 adım atmanız gerekirken 4. adımda pes ettiğinizi… Neyse ki bundan sonra 50,000 işletme ile gerçekleştirilen bu araştırmanın sonucu, satış süreçlerinizi değiştirmenize ve en verimli satış girişimi sayısına göre hareket etmenizi sağlayacak!

 

Bir işletme sahibi olarak asla sormamanız gereken bir soru tipi vardır: “Neden” ile başlayan sorular. Çünkü birisine “Neden bunu sen yapmadın?” veya “Ödevini niye bitirmedin” sorularını sorduğunuzda, genelde insanlar mazeretler ile size geri döner.

Bugün sizinle bir süreci yönetme sırasında ekibinize yardım etmeye çalıştığınızda ve onlara sorular sorduğunuzda akılda tutmanız gereken temel unsurlar üzerinde duracağız.

Aslında bunlar temel ve çok güçlü unsurlar olduklarından, onları bir yere not etmenizi rica ediyoruz. Bu 3 özelliğin ciddi anlamda farkında olmanızı istiyoruz. Ne zaman bir ekip üyesinin bir şey yapmasını isteseniz, bu durumda sorgulamanız gereken aşağıdaki 3 temel özelliğin olduğundan emin olun…

1- Ekibinize Soruları Nasıl Sorarsınız: “İleriye Yönelik”

Evet, ilk soru ileriye yönelik olmalı. Bu gerçekten çok önemli.

Sorduğunuz her bir soru ekip üyelerinin geçmişi ve bir tür post-mortem  (ölüm sonrası) düşünceye sürüklemeden ziyade (bu tarz bir sorunun kimseye faydası olmaz), şimdiyi ve geleceği düşünmelerine yardım etmelidir.

“Bunu  uygun zamanında tamamlayabilmemiz için şimdi ne yapmamız gerekiyor?” veya “Bu işi tamamlamak için nasıl ilerlersiniz?” tarzındaki sorular, ileriye yönelik sorulardır.

2- Ekibinize Soruları Nasıl Sorarsınız: “Yeterli Ayrıntı”

Sorularınızı hazırlarken dikkat etmeniz gereken ikinci nokta, verdiğiniz ayrıntıların yeterli olup olmadığıdır.

İnsanlar bu ayrıntıları sizinle paylaştıklarında, kendi düşüncelerini açıklarlar ve siz de onlarla bu noktada bir araya gelirsiniz. Burada görevi yapacak kişilerin yeterli yeteneğe sahip ve iş ile ilgili tüm ayrıntılara hakim olduklarından emin olun.

3- Ekibinize Soruları Nasıl Sorarsınız: “Zaman Çizelgesi”

Belirlediğiniz veya ekip üyelerinin yapmalarını istediğiniz her görev için bir zaman çizelgenizin olması gerekir. Unutmayın, zaman çizelgesi yoksa, hesap verme sorumluluğu da yoktur.

Ayrıca zaman çizelgesinin eksikliği,  işe tekrar bakmayı ve takip etmeyi ya da ekibinizin beklentileriniz hakkında bilgi sahibi olmasını zorlaştırır.  İyi bir işletme sahibi ve iyi bir yönetici olarak asıl göreviniz ekibinizi neler yapmaları gerektiği konusunda, işle ilgili tüm ayrıntılar ve sorumluklarla ilgili bilgilendirmektir.
Bu en iyi performansı gösteren bir ekip ve en iyi performansı gösteren bir  işletme olmak için en öncelikli şarttır.

Size müşterilerimize düşünmeleri ve harekete geçmeleri için düzenli olarak tavsiyede bulunduğumuz bir örneği sunduk.

Sonuç? Daha iyi bir ekip ve daha da başarılı bir iş.

Ekip üyelerinizle konuşmak veya  bir şeyler hakkında onlara soru sormak istediğinizde bu üç özelliği aklınızda tutarsanız, ekibinizi daha önce bulundukları konumdan daha da yüksek bir seviyede bulacağınızdan emin olabilir,  ayrıca onlarla daha yakın ve daha dürüst bir çalışma ilişkisi kuracağınızı da garantileyebilirsiniz. Bizce bir deneyin…

Başarılı iş sahiplerin yaptığı ilk şeylerden biri şirketlerinin “Benzersiz Satış Teklifi”ni (BST’yi) açıklığa kavuşturmaktır. Yani, sunduğunuz hizmeti veya ürünü diğer her şeyden daha çekici kılan şey hakkında ne düşünüyorsunuz?

BST temel olarak, müşterinizin aklındaki “Neden sizden almalıyım?” sorusuna cevap veriyor.

Bir işletme koçluğu firması olarak pek çok işletme sahibinin bunu saptamak için mücadele ettiğini fark ettik. Ya da daha kesin bir ifadeyle, aslında benzersiz ve çekici bir BST’yi saptamak için mücadele ediyorlar. Ve bunu yapmak da zorundalar!

Sonuç ise onların pazarlamasının yalnızca azıcık potansiyel müşteri üretmesi, ürün geliştirmelerinin ve genişlemelerinin gelişigüzel ve yönsüz olmasıdır. Şirket, sürekli sallantıda olduğu için, işletmeci aynı anda yangın söndürürken, bir yandan da tekeri çevirmeye devam ediyormuş gibi hissediyor.

Şimdi, bu sorunu halledilmiş sayın ve şirketinizin bir BTS’sinin olduğunu düşünün. İşinizin BST’sinin açık ve kullanışlı olup olmadığını nasıl kontrol edersiniz?

Bir süre önce böyle bir diyagramla karşılaştık ve BST’nin gücünü hızlı bir şekilde kontrol etmek için kullanabileceğiniz bazı basit testler oluşturmak için uyarladık:

ac_diagram

 

Gri “Fark Etmez” Bölgesi:

İlk test kolay: Gri bölgenin önemi yok. Yani, bu alan müşterinin dikkat ettiği bir bölge olmadığı için, sizin ve rakiplerinizin en iyi yaptığı işler aslında çok da önemli değildir, bu işler ancak müşteri devreye girerse önemli olur. Bu nedenle gri bölge, “fark etmez” bölgesidir, bu bölümde BTS’nizin ne olduğunun çok da önemi yoktur.

-ilk test: Tüketici bunu istiyor mu?

Eğer tüketici bunu istemiyorsa boşuna bunu yapmaya devam etmeyin…

Eğer tüketici bunu istiyorsa bunu yapmaya devam edin.


 

Kırmızı “Hata” Bölgesi:

Bir sonraki test kırmızı bölgedir ve eğer buradaysanız, o zaman büyük alarm zilleri çalıyor demektir! Rakibiniz müşterilerinizin ihtiyaçlarını sizden daha iyi bir şekilde sunuyorsa, o zaman bir şeylerin kesinlikle değiştirilmesi gerekiyor!

-ikinci test: Yapılması gerekeni rakipleriniz daha iyi mi yapıyor?

Eğer evet ise, o zaman bu kesinlikle sizin BST’niz değil – aksine, bu onlarınki demektir! Ya işinize odaklanmak için farklı bir BST seçmeniz gerekir veya oyunun başına geçmeniz ve en iyi yaptığınız işi yaparak rekabetin üstesinden gelebilmeniz gerekir.

Eğer hayır ise, bir sonraki teste geçebilirsiniz.


Sarı “Güvensiz” Bölge:

Sarı bölge BST’nizin neredeyse doğru olduğunuz yerdir, ancak bu, her an kırmızı bölgeye kayabilen güvenilmez bir satış teklifidir. Burası tüketicinin, hem siz hem de rakibiniz ihtiyaçlarını karşılarsa, o zaman sizinle mi yoksa rakibinizle birlikte mi devam edeceklerine karar verecekleri bölgedir.

-üçüncü test: Rakipleriniz de sizin kadar iyi mi yapıyor?

Evet ise, bunu BST’niz olarak kullanabilirsiniz, ancak temkinli olmanız gerekir. Burada savaş alanının derinindesiniz. Geriye doğru atılmış herhangi bir adım, rakibiniz için bir adım ileri demektir. Yenilikçi olun. Dikkatli olun. Müşterinizi çok iyi tanıyın ve duygusal sebeplerle etkileyin, çünkü mantıken sizinle rakibiniz arasında büyük bir fark yoktur.

Eğer hayır ise… TEBRİKLER!


Yeşil “Güvenli” Bölge:

Tebrikler – yeşil bölgedesiniz! Yaptığınız şeyleri rakiplerinizden daha iyi yapıyorsunuz ve tüketiciniz, çözümünüz için çok istekli. BST’niz mükemmel!

Şimdi potansiyel müşteri mıknatıslarınızı seçip, etrafınızdaki marka stratejinizi rafine ederek nişinizi ve simgenizi bu BST etrafında yoğunlaştırmanız gerekir. Ürünlerinizi, fiyatlandırmanızı ve hatta şirket kültürünü yapılandırmalısınız. Onu tüm karar verme süreçleriniz için temel olarak kullanmak, ekmek teknenizi büyütmenize ve karlılığa doğru yönlendirmenize yardımcı olacaktır.

Sizin BST’niz bu testleri geçti mi? Ya da BST’nizi iyileştirmek mi istiyorsunuz? Aşağıya yorum yaparak hangi tekniklerle işletmenizin BTS’sini belirlediğinizi bize haber verebilirsiniz, dilediğiniz zaman bize 90 212 291 12 00 no.lu telefonumuzdan ulaşabilirsiniz!

Geçen hafta Bölüm 1’de (Bölüm 1’e gidin) Stratejik Planlamanın ne olduğunu ve bu planlamanın iş için faydalarını açıklamaya çalıştık. Bugün, Stratejik Planlama risklerinden ve Stratejik Planlama’nın neden başarısız olabileceğinden bahsetmeye devam edeceğiz.

Stratejik plan olmadan yapılan işin tuzaklarından biri, işletmenizdeki hesap verebilirlik konusudur. Oluşturduğunuz stratejik plan şirketin işleyişi için gerekli olan çeşitli görevler için açık bir şekilde hesap verebilirlik tesis etmelidir. Aksi takdirde, finansal planlamanızda, pazarlamanızda veya müşteri hizmetlerinizde (sosyal medyadaki tek bir olumsuz paylaşım, saygın bir marka oluşturmak için gösterdiğiniz tüm çabaları baltalamak için yeterlidir) yıkıcı hatalar meydana gelmesi ve işlerin yetişmemesi son derece kolay olur.

Yukarıdakilerin tersine, hiçbir zaman okunmayan belgeleri bir yerde, bir sunucuda toplayarak stratejik planlarını tamamlayan çok sayıda şirket vardır. Peki bu durumda sorun ne? Topladıkları bu belgeler, iş planı için yapılması gerektiğini düşündükleri belgelerdir, ancak gerçekte uygulanmazlar. Araştırmalar gerçekten de stratejik plana sahip şirketlerin % 70’inden fazlasının bunu yürütemediğini gösteriyor. Neden böyle?

Forbes, stratejik planların başarısız olmasının çeşitli sebeplerini şu şekilde öne sürüyor: özellikle büyük karmaşık sorunları çözmek için isteksizlik yaratma ve çok kafa karıştırıcı bir belge hazırlama sorunları zorlaştırırken, hiçbir sonuca da ulaştırmıyor. Gerçekten de stratejik planın derinliğine gelirsek çok fazla seçenek var: deneyimsiz stratejistler gerçekçi olmayan ve kullanılmayan bir plan derlediğinde, değerli olan zamanı çöpe atmış oluyorlar.  Başladığından beri çoktan bitirilmesi gereken sorun için akıllara durgunluk verir biçimde zaman gereksinimlerini haklı çıkarmaya başlıyor. Bu boşa harcanan zamanın maliyeti, gerçekçi ve erişilebilir bir stratejik planın (bütün organizasyona yön veren ve sektör zorlukları karşısında liderlik için bir referans noktası bir plan) birlikte nasıl oluşturulacağını öğrenmede harcanırsa daha iyi olabilir.

ActionCoach’ta açık, özlü ve öngörülü stratejik planlar oluşturma ve uygulama becerisini öğrenerek kendinize ve şirketinize yatırım yapabilirsiniz. İşletmelere doğru, hassas ve tüm gereksiz şeylerden yoksun bir planın nasıl hazırlandığını göstererek onların ilerlemelerine yardımcı oluyoruz. Stratejik plandaki adımlara ölçülebilir sınırlar getiren, KPI’ları nasıl seçeceğinizi gösteren bir yapı ile sizi daha doğru bir stratejik plan oluşturmaya yöneltiyoruz. Size, işiniz ve sizin için çalışan stratejik planınızı nasıl hazırlayacağınızı öğretiyoruz. Hala stratejik planın önemi ve bunu doğru uygulama ustalığı konusunda ikna olmadınız mı?

Öyleyse şunu düşünün: Harvard Business Review’dan stratejik planlamanın kâr performansı üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu, stratejik planları kullanan diğer işletmelerin % 12 daha karlı olduğuna atıfta bulunarak, stratejik planlamanın önemini gösteren, araştırmaya dayanan kanıt var.

Kullanılabilir bir stratejik plan olmadan bunu sağlayabiliyor musunuz? Karlılığınızı artırmak için hemen bugün bizimle iletişime geçin!

Uçağa bindiğinizde, uçağın nereye gittiğini bilmediğinizi düşünebiliyor musunuz? Stratejik planlama, hedeflerini gerçekleştirmek isteyen firmalar için Google Haritalar’a muadildir. Hedeflerinizi gerçekleştirme yolculuğunda –ne kadar uzun veya karışık olursa olsun- size araç olan bir rehberdir. Aslına bakılırsa, çoğu işletmenin bir “varış yeri” yoktur. Bir kere hedeflerini gerçekleştirdikleri zaman, tekrar işletmenin büyümesi için yeni hedef düzenlemeleriyle ilgili bir süreç başlatırlar.
Ne olursa olsun, ister girişimci olmaya can atan biri, ister deneyimli bir genel müdür veya çok uluslu bir işletmede CEO olun, stratejik plan hazırlamada yetenekli olmanız gerekir. Baştan söyleyelim: stratejik plan hazırlamada yetenekli olmanız gerekir. Bu doğuştan bir beceri veya varlıklı, yüksek eğitimli ve zaten başarılı olan bireylerin muhafazası DEĞİLDİR. Para ve eğitim, size ancak stratejik planlama sürecindeki eğitiminiz kadar yardımcı olabilir, ama aslında bunlar, stratejik plan yapmayı öğrenmenin sonuçları için umulur, asıl kıstas değildir.
Bazı işletmelerde, sermaye, insan ve bilgi kaynağı eksikliği vardır – özelikle start-up’larda… Bu kaynakları elde etmek için gittikçe küçülen bütçelerini harcarken, nakit akışını yönetemez ve devam edemez hale gelene kadar, işletmenin hayatta kalması için çabalarlar. Araştırmalar, batan 26 000 start-up’ın %67’sinin oturmuş bir stratejik planının olmadığını gösteriyor. Diğer firmalar ise bol miktarda kaynağa sahip, fakat yatırım amaçlı en iyi geri dönüşü almak için bu kaynaklardan nasıl faydalanacaklarından emin değiller veya belki, mevcut hedefleri gerçekleştiği için, yeni büyüme olanaklarını görmeye çabalıyorlar ve market doyumuna ulaştıkça, gelirleri azalıyor.
Çoğu işletmenin ve bireyin hedefleri vardır. Hedefler harikadır, fakat sorun şu ki hedefler, sadece bir varış yeridirler. Örneğin, iş hedeflerinizi bir grup yatırımcının önüne koyduğunuz zaman, bu sadece sizin nereye kadar gitmek istediğinizi gösterir, oraya nasıl gideceğinizi değil. Stratejik planın gerekli olmasının en kapsamlı nedeni, hedeflerdir. Stratejik plan, varış noktanıza giden yolda, bölgeyi fethetmek için izlemeniz gereken istikameti adım adım içerir.
Başka bir yararı ise, çoğu işletme sahibi hedef tanımının ne olması gerektiği konusunda zorlanır. Eğer sizin çoktan bir hedef tanımınız yok ise, gerçekten buna ihtiyacınız vardır. Genellikle bu start-up’ların ve girişimcilerin günden güne çıkmaza girerken, ürünlerini veya servislerini marketten çıkarmaya çalışmasıyla gözden kaçıyor. Hedef tanımınız sizin “varolma nedeni”niz –mutlak tek amacınız- çekirdek değerlerinize, iş kararlarınıza ve büyüme gidişatınıza göre yargılanmalıdır.
Stratejik planlamada en kritik noktalardan biri, yolculuğunuzda o an neredeyseniz, tarafsız bir şekilde değer o ana biçebilmeniz gerekir. Zirveye gidene kadar harcadığınız eforlara bakarak objektif kalmak, gözüktüğünden biraz daha zordur. Stratejik plan yapmayı öğrenmek, size referans hattınızı objektif olarak kurarken araçlar ve teknikler verir. Kesin olarak, şimdiki yerinizi saptamazsanız daha ileriye gidemezsiniz…
Yazımızın 2. bölümü çok yakında blogumuzda yayınlanacaktır. Stratejik planlama risklerini ve neden bazen stratejik planların işe yaramayacağını öğrenmek için blogumuzu takipte kalın!

İdeal müşteriniz kim? Benim gibi, her yıl yüzlerce işletmeyle çalışan birinin size potansiyel ideal müşterinizi tanıtma ihtimali olabilir mi? Nasıl bir müşteri aradığınızı bildiğim sürece tabii ki, evet.

Bu süreç, işleyen bir pazarlama makinesi yaratırken ilk ve en kritik adımdır. İşletmenize doğru türden potansiyel müşterileri getiren, ‘’Pazarlama Avatarı’’ konseptiyle başlar…

Çoğu kişi, Pazarlama Avatarı yaratmaya çalışırken , daha çok Plato’nun Mağara Alegorisi’ndeki duvardaki gölgeler gibi hissetse de bu yanlış bir simgelemedir. Mevcut ve gerçek hedef insanı bulmak için Avatar saptanmalıdır.

Sizlere yüzlerce işletmenin Avatarlarını, idealden gerçeğe çevirmesini sağlayan egzersizi açıklayacağım. Bu düşünebileceğinizden çok daha kolay olacak. İşte karşınızda Pazarlama Avatarı Mülakatı…

Pazarlama Avatarı Mülakatı Adım 1:
Veritabanınızdan veya kullandığınız CRM (müşteri ilişkileri yönetimi) sisteminizden mevcut müşterilerinizin listesini çıkarın. Eski veya şu anki müşterileriniz olabilir, fakat temasa geçebileceğiniz insanlar olması şarttır.

Pazarlama Avatarı Mülakatı Adım 2:
Bu listeyi inceleyin ve en beğendiğiniz müşterileri seçin. Bu etapta, olabildiğince satış ve para açısından düşünmekten kaçının, sadece bu insanlar beraber vakit geçirmekten hoşlanacağınız insanlar mı değil mi buna odaklanın.

Pazarlama Avatarı Mülakatı Adım 3:
Şimdi, elinizdeki favori müşteriler listesiyle biraz daha soğukkanlı olun. İşletmenizin gerçek değerine göre onları sıralayın ve ideal Avatarınızla ne kadar uyuştuğunu gözden geçirin.

Pazarlama Avatarı Mülakatı Adım 4:
Bu aşamada ise mevcut olan ve ideal Pazarlama Avatarınıza yakın 1 veya 2 müşterinizle, mülakata çağırmak için iletişime geçebilirsiniz. Nasıl biri olduklarıyla ilgili sağlam bir profil yaratabilmek için onlardan, kim olduklarını, nelerden hoşlandıklarını, nerelerde vakit geçirdiklerini anlatan kapsamlı bir sorular listesi isteyin. Bunun gibi, siz de ideal müşterilerden alınmış gerçek bilgilerle oluşturulan Pazarlama Avatarınızın kim olduğunu belirten detaylı bir belgeye sahip olun.

Bunu nasıl kullanacağınıza örnek olarak, işletme partnerinizden veya işletme koçunuzdan başvurular için bir sistem kurmasını istediğinizde doğru kişiyi aradığınızdan emin olacaksınız.

Şimdi, bütün pazarlama stratejinizi , Pazarlama Avatarınızla birlikte tekrar gözden geçirecek durumdasınız. Bu yöntemle mesajlarınız keskinleştiği için yaptığınız her şey direkt olarak işletmeniz için harika olan insanlara ulaşacak!

Harika bir dünyada, her işletme lideri tamamen kusursuzdur. Ama ne yazık ki harika bir dünyada yaşamıyoruz ve tüm işletme liderleri bazı kusurlara sahip. Bu, onların etkili liderler olmadığı anlamına gelmez, sadece birkaç zayıf tarafın bu güçlü liderlik özelliklerine karşı koyması anlamına gelir.

Söylendiği gibi harika bir dünyada yaşamadığımız için, bu durum her işletme liderini ilgilendirir. Dünyanın en muhteşem liderleri de olsa, eğer başarılı olamıyorsa bir anlam ifade etmez. Yani, eğer zayıf yönler her işletme liderinin bir parçasıysa, sürekli iyi bir seviyede başarı nasıl elde edilir? Bu sorunun cevabı tek bir kelimeyle verilebilir: Kabullenme

İyi liderler, tamamen harika olmadıklarını fark eder ve kabullenirler. Gerçekten de, birkaç zayıf yönleri vardır ve bunları sahiplenip onları güce çevirmeye çalışırlar.

Bu, zayıf yönlerini kendi karakterlerinden çıkarmaya çalışmaları gerekli demek değildir. Bunun yerine, zayıf yönleriyle fonksiyonu olan iyi liderler hala etkili bir şekilde yönetebilmekte ve ilham verici olabilmektedir.

Fakat, liderler bunu nasıl yapacak? Yasaklayıcı olmadan, zayıf yönlerini nasıl yönetecekler? Bu beceriyi tamamlayabilmek için aşağıda bazı yollar bulunuyor..

Zayıf Yönleri Güce Çevirmenin Yolları

1.Hazırlık
Zayıf yönlerini bilen ve kabul eden işletme liderleri, hazırlık vasıtasıyla bu yönlerin etkilerini giderebilmek için güzel bir noktadadırlar. Örneğin, biri zaman takibi konusunda probleme yaşıyorsa, telefonuna anımsatıcı ayarlayıp oraya önemli toplantıları, görüşmeleri kaydedebilir. Aynı yaklaşım, işletme liderliklerine de uygulanabilir. Bu kısım, basitçe herhangi bir zayıf yönün planlar üzerinde yaratabileceği etkileri içerir.

2.Danışma
Bazı liderler, kendisini her şeyi bilmek zorunda gibi hisseder. Bu algı tamamen yanlıştır. Liderler tüm cevapları bilmek zorunda değildir. Başkalarının fikirlerine danışmak utanılacak bir konu değildir. Bu, sinerjiyi teşvik eder, fikirler oluşturur ve en önemlisi zayıf liderlik yönlerini sınırlar.

3.İnsan Kaynakları Vasıtasıyla Zayıf Yönleri Değiştirmek
İşletme liderleri, belli zayıf yönlerin firmalarına negatif etkilerinin farkında olduğu zaman, işe birini almak bu negatif etkiyi frenlemek konusunda avantajlıdır. Görevleri kontrol etmesi için işe birini almak, işletmenin zayıf yönlerinden etkilenir. Lider kolayca firma dışından gelen bu etkileri sonlandırabilir.

4. Dışarıdan Yardım Aramak
Yönetici koçluğu, liderlik becerilerin geliştirmeyi hedeflediği kadar zayıf yönleri hedeflemez. Böylelikle, bazı beceriler kreasyon devamı için güçlendirilir, alınan ölçü budur. Dışarıdan destek almak, daha iyi çalışmaya ve liderlerin zayıf yönlerini kabul edip, onların etrafında çalışmasına yardım eder.